Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in Hayatı

(Hz. İbrahim ve onun yaşamı boyunca yaşananlarla ilgili Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin kronolojik dizimi yapılmaya çalışılmıştır.)

Onlara İbrahim’in haberini de aktar / oku: (26-Şuara/69)

Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; (3-Al-i İmran/33)

Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (3-Al-i İmran/34)

Alemler içinde selam olsun Nuh’a. (37-Saffat/79)

Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır. (37-Saffat/83)

Yoksa onlar, Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik. (4-Nisa/54)

Kitap’ta İbrahim’i de zikret. Gerçekten o, doğruyu söyleyen bir peygamberdi. (19-Meryem/41)

Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti. (37-Saffat/84)

Rabbi ona: “Teslim ol” dediğinde (O:) “Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti. (2-Bakara/131)

Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. (16-Nahl/120)

O’nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti. (16-Nahl/121)

Andolsun, bundan önce İbrahim’e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik. (21-Enbiya/51)

Böylece İbrahim’e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. (6-En’am/75)

Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: “Bu benim rabbimdir.” Fakat (yıldız) kayboluverince: “Ben kaybolup gidenleri sevmem” demişti. (6-En’am/76)

Ardından ay’ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: “Bu benim rabbim” demiş, fakat o da kayboluverince: “Andolsun” demişti, “Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum.” (6-En’am/77)

Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: “İşte bu benim rabbim, bu en büyük” demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: “Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.” (6-En’am/78)

Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim. (6-En’am/79)

Kavmi onunla çekişip tartışmaya girdi. Dedi ki: “O beni doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda çekişip tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O’na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah’ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?” (6-En’am/80)

Hem siz, Onun haklarında hiç bir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Şu halde ‘güvenlik içinde olmak bakımından’ iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz. (6-En’am/81)

İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir. (6-En’am/82)

Bu, İbrahim’e, kavmine karşı verdiğimiz delillerimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (6-En’am/83)

Hani İbrahim: “Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona:) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için” dedi. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (2-Bakara/260)

Hani İbrahim, babası Azer’e (şöyle) demişti: “Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” (6-En’am/74)

Hani babasına demişti: “Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun? (19-Meryem/42)

Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım. (19-Meryem/43)

Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır. (19-Meryem/44)

Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun. (19-Meryem/45)

(Babası) Demişti ki: “İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git.” (19-Meryem/46)

(İbrahim:) “Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır” dedi. (19-Meryem/47)

Sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım. (19-Meryem/48)

Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır. (26-Şuara/86)

Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme, (26-Şuara/87)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?” (37-Saffat/85)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir? (21-Enbiya/52)

Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzağım.” (43-Zuhruf/26)

(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip iletecektir. (43-Zuhruf/27)

Siz yalnızca Allah’tan başka birtakım putlara tapıyor ve bir takım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah’tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah’ın katında arayın, O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz O’na döndürüleceksiniz. (29-Ankebut/17)

Demişlerdi ki: “Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz.” (26-Şuara/71)

Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk dediler. (21-Enbiya/53)

Dedi ki: “Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?” (26-Şuara/72)

Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu? (26-Şuara/73)

Hayır dediler. “Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk.” (26-Şuara/74)

(İbrahim) Dedi ki: “Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?” (26-Şuara/75)

Hem siz, hem de eski atalarınız? (26-Şuara/76)

İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç (26-Şuara/77)

Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz? (37-Saffat/86)

Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir? (37-Saffat/87)

Sonra yıldızlara bir göz attı. (37-Saffat/88)

Ben, doğrusu hastayım dedi. (37-Saffat/89)

Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar. (37-Saffat/90)

Andolsun Allah’a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. (21-Enbiya/57)

Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi. (37-Saffat/91)

Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz? (37-Saffat/92)

Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. (37-Saffat/93)

Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye. (21-Enbiya/58)

Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler. (37-Saffat/94)

Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir dediler. (21-Enbiya/59)

Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik dediler. (21-Enbiya/60)

Dediler ki: “Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (konuşmalarımıza) şahid olsunlar.” (21-Enbiya/61)

Dediler ki: “Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?” (21-Enbiya/62)

Hayır dedi. “Bu (kırılmamış olan put) yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin.” (21-Enbiya/63)

Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; “Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)” dediler. (21-Enbiya/64)

Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: “Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin (ey İbrahim).” (21-Enbiya/65)

Dedi ki: “O halde, Allah’ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?” (21-Enbiya/66)

Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız? (21-Enbiya/67)

(İbrahim) dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?” (37-Saffat/95)

Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır. (37-Saffat/96)

Dedi ki: “Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz.” (21-Enbiya/54)

İbrahim de; hani kavmine demişti ki: “Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (29-Ankebut/16)

“Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?” (21-Enbiya/55)

Hayır dedi. “Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.” (21-Enbiya/56)

Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur; (26-Şuara/78)

Bana yediren ve içiren O’dur; (26-Şuara/79)

Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur; (26-Şuara/80)

Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur, (26-Şuara/81)

Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur; (26-Şuara/82)

Bunun üzerine kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca: “Onu öldürün ya da yakın” demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır. (29-Ankebut/24)

(İbrahim) Dedi ki: “Siz gerçekten, Allah’ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiç bir yardımcınız yoktur.” (29-Ankebut/25)

Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim’le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür” demişti; o da: “Ben de öldürür ve diriltirim” demişti. (O zaman) İbrahim: “Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir” deyince, o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (2-Bakara/258)

Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.” (21-Enbiya/68)

Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.” (37-Saffat/97)

(İbrahim dua etti ve dedi ki;) Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat; (26-Şuara/83)

Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver. (26-Şuara/84)

Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl, (26-Şuara/85)

Biz de dedik ki: “Ey ateş, İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.” (21-Enbiya/69)

Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (37-Saffat/98)

Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (21-Enbiya/70)

(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.” (37-Saffat/99)

Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e): “Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım” dedi. (İbrahim) “Ya soyumdan olanlar?” deyince (Allah:) “Zalimler benim ahdime erişemez” dedi. (2-Bakara/124)

Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: “Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (29-Ankebut/26)

Onu ve Lut’u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık. (21-Enbiya/71)

Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et. (37-Saffat/100)

Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (37-Saffat/101)

Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.” (37-Saffat/102)

Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. (37-Saffat/103)

Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik. (37-Saffat/104)

Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (37-Saffat/105)

Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. (37-Saffat/106)

Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. (37-Saffat/107)

Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (37-Saffat/108)

Onlara İbrahim’in konuklarından haber ver. (15-Hicr/51)

Hani, yanına girdiklerinde: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam” demişti. “(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk.” (51-Zariyat/25)

Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi. (51-Zariyat/26)

Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; “Selam” dediler. O da: “Selam” dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi. (11-Hud/69)

Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); “Yemez misiniz?” dedi. (51-Zariyat/27)

(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. “Korkma” dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (51-Zariyat/28)

Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: “Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik.” (11-Hud/70)

Yanına girdiklerinde “Selam” demişlerdi. O da: “Biz sizden korkmaktayız” demişti. (15-Hicr/52)

Dediler ki: “Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz.” (15-Hicr/53)

Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: “Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)?” dedi. (51-Zariyat/29)

Dediler ki: “Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.” (51-Zariyat/30)

Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak’ı, İshak’ın arkasından da Yakub’u müjdeledik. (11-Hud/71)

Vay bana dedi (kadın). “Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!..” (11-Hud/72)

Dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid’tir.” (11-Hud/73)

İbrahim: “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? O halde neye dayanarak müjde veriyorsunuz?” dedi. (15-Hicr/54)

Dediler ki: “Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma.” (15-Hicr/55)

Dedi ki: “Sapıtmışlardan başka kim ümit keser Rabbin rahmetinden!” (15-Hicr/56)

Dedi ki: “Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?” (15-Hicr/57)

(İbrahim) dedi ki: “Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?” (51-Zariyat/31)

Doğrusu biz, suçlu günahkar bir kavme gönderildik dediler. (51-Zariyat/32)

Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için. (51-Zariyat/33)

(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir. (51-Zariyat/34)

Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız. (15-Hicr/59)

Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır. (15-Hicr/60)

İbrahim’den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi konusunda bizimle çekişip tartışmalara giriyor(du). (11-Hud/74)

Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah’a) yönelen biriydi. (11-Hud/75)

Ey İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azab gelmiştir. (11-Hud/76)

Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik. (37-Saffat/112)

Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. (37-Saffat/113)

Böylelikle, onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup ayrılınca ona İshak’ı ve (oğlu) Yakup’u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık. (19-Meryem/49)

Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. (19-Meryem/50)

Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. (21-Enbiya/73)

Hani biz İbrahim’e Evin (Kabe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) “Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut.” (22-Hac/26)

İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler. (22-Hac/27)

Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah’ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun. (22-Hac/28)

Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atik’i tavaf etsinler. (22-Hac/29)

Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka’be)dir. (3-Al-i İmran/96)

Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır. (3-Al-i İmran/97)

Hani Evi (Ka’be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin” diye ahid verdik. (2-Bakara/125)

Hani İbrahim: “Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır” demişti de (Allah: “Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o” demişti. (2-Bakara/126)

İbrahim, İsmail’le birlikte Evin (Ka’be’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): “Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin”; (2-Bakara/127)

Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. (2-Bakara/128)

Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (2-Bakara/129)

Hani İbrahim şöyle demişti: “Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.” (14-İbrahim/35)

Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin. (14-İbrahim/36)

Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler. (14-İbrahim/37)

Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz. (14-İbrahim/38)

Hamd, Allah’a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail’i ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir. (14-İbrahim/39)

Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. (14-İbrahim/40)

Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne babamı ve mü’minleri bağışla! (14-İbrahim/41)

İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah’a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu. (9-Tevbe/114)

Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: “Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak müslüman olarak can verin” (diye benzer bir vasiyette bulundu.) (2-Bakara/132)

Yoksa siz, Yakub’un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediğinde, onlar: “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk” demişlerdi. (2-Bakara/133)

Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır. (16-Nahl/122)

Sonra sana vahyettik: “Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dinine uy. O, müşriklerden değildi.” (16-Nahl/123)

De ki: “Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah’ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim’in dinine uyun. O, müşriklerden değildi.” (3-Al-i İmran/95)

O: “Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri’ etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (42-Şura/13)

De ki: “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiç biri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O’na teslim olmuşlarız.” (3-Al-i İmran/84)

İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir. (4-Nisa/125)

Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O salihlerdendir. (2-Bakara/130)

Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (3-Al-i İmran/65)

İbrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi. (3-Al-i İmran/67)

Doğrusu, insanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü’minlerin velisidir. (3-Al-i İmran/68)

İbrahim’e selam olsun. (37-Saffat/109)

Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (37-Saffat/110)

Şüphesiz o, bizim mü’min olan kullarımızdandır. (37-Saffat/111)

——————————————————————-

KONUYLA İLGİLİ DİĞER (Sure No+Ayet No Sıralı) AYETLER:

Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz. (2-Bakara/134)

Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.” (2-Bakara/136)

Yoksa siz, gerçekten İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Yakub’un ve torunlarının yahudi veya hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah’tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (2-Bakara/140)

Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur verdik. (4-Nisa/163)

Ve ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh’u ve onun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. (6-En’am/84)

De ki: “Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim’in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden değildi.” (6-En’am/161)

Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (9-Tevbe/70)

Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (12-Yusuf/6)

Atalarım İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a hiç bir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah’ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler. (12-Yusuf/38)

Dediler ki: “Gerçekte biz, suçlu, günahkar olan bir topluluğa gönderildik.” (15-Hicr/58)

İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (19-Meryem/58)

Ona İshak’ı armağan ettik, üstüne de Yakub’u; her birini salihler kıldık. (21-Enbiya/72)

Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı. (22-Hac/42)

İbrahim’in kavmi ve Lut’un kavmi de: (22-Hac/43)

Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle Ben, o inkâr edenlere bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış benim (her şeyi alt üst edip kökten değiştiren) inkılabım (veya inkarım). (22-Hac/44)

Hani, babasına ve kavmine: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” demişti. (26-Şuara/70)

‘Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde.” (26-Şuara/88)

Ancak Allah’a selim bir kalp ile gelenler başka. (26-Şuara/89)

(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. (26-Şuara/90)

Cehennem de azgınlar için sergilenir. (26-Şuara/91)

Ve onlara: “Tapmakta olduklarınız nerede?” denilir; (26-Şuara/92)

“Allah’ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?

 (26-Şuara/93)”

Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir. (26-Şuara/94)

Ve İblis’in bütün orduları da. (26-Şuara/95)

Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: (26-Şuara/96)

Andolsun Allah’a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,” (26-Şuara/97)

“Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.

 (26-Şuara/98)”

Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı.” (26-Şuara/99)

Artık bizim için ne bir şefaatçi var, (26-Şuara/100)

Ne de candan, yakın bir dost. (26-Şuara/101)

Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik. (26-Şuara/102)

Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır. (29-Ankebut/27)

Bizim elçilerimiz İbrahim’e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: “Gerçek şu ki, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular.” (29-Ankebut/31)

Dedi ki: “Onun içinde Lut da vardır.” Dediler ki: “Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.” (29-Ankebut/32)

Hani biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık. (33-Ahzab/7)

Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da hatırla. (38-Sad/45)

Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık. (38-Sad/46)

Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır. (38-Sad/47)

Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Allah’a) dönerler diye ardında (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak kıldı / bıraktı. (43-Zuhruf/28)

Sana İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? (51-Zariyat/24)

Ve vefa eden İbrahim’in (sahifelerinde) olan… (53-Necm/37)

Andolsun, Biz Nuh’u ve İbrahim’i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (57-Hadid/26)

İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: “Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah’a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.” Ancak İbrahim’in babasına: “Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah’tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.” demesi hariç. “Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve ‘içten sana yöneldik.’ Dönüş sanadır.” (60-Mümtehine/4)

İbrahim’in ve Musa’nın sahifelerinde. (87-A’la/19)

En doğrusunu ALLAH (C.C) bilir.
Ağırlıklı olarak Mevdudi Meali’nden istifade edilerek hazırlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir