17/İsra Suresi Meali

Mushaftaki sıralamaya göre 17 suredir. Nüzul sıralamasında; genel görüşe göre 50. sırada olduğu düşünülmekle beraber, 46. veya 28. (Et-Tefsir’ul Hadis , Suyuti Tefsiri) sırada olduğu yönünde farklı görüşler de vardır. Bu surenin Miraç (göğe yükselme) hadisesi üzerine geldiği ve o olayı anlattığı söylenegelmişse de, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret’ini anlatan ayetleri içerdiği görüşündeyiz.

Müfessirlerin çoğunluğu, bu surenin Mekki olduğunda hemfikirse de;  26, 32, 33, 57,  60, 73, 74, 75, 76, 80, 107, 108, 109, 110, 111 gibi ayetlerin de Medine’de indiği şeklinde farklı görüşler bulunmaktadır. Kimi görüşe göre erken dönem Mekki surelerdendir, kimine göre ise Hicretten takriben 18 ay önce indirilmiştir.

Bizim görüşümüz ise; ayetlerin karakteri, mesajı, hitap şekli ve muhatabı dikkate alındığında, 1-8, 101-111 arasındaki ayetlerin Medine’de, surenin genel kısmının ise (9-100) Mekke’de indiği yönündedir.

Surenin genel karakteri; Allah’ın, Elçi’sini Hicret’e hazırlaması ve yardım etmesi, Hz. Muhammed’in gece yolculuğunu Hz.Musa ile ilişkilendirmesi, Mekke müşriklerinin Elçi’ye sürekli itirazlarına cevaplar, İsrailoğulları’nın geçmişteki bazı hatalarını ve Ehli Kitap’tan da inananların olduğunu anlatmaktadır. Bu sure; ”Beni İsrail” ve ”Sübhan” isimleri ile de bilinmektedir.

——————————————————————————————-

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

1) Kulunu, Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya*, ayetlerimizi ona göstermemiz için geceleyin yola çıkaran (Allah) bütün eksikliklerden/noksanlıklardan uzaktır. O her şeyi işiten ve her şeyi görendir.

* Ayette ifade edilen Mescid-i Aksa’nın neresi olduğu konusunda pek çok farklı görüş olmakla birlikte Medine’ye yakın olan Kuba Mescidi olduğu da düşünülebilir.

2) Ve Biz Musa’ya Kitabı verdik ve onu (kitabı), “(Allah’tan) başka vekil edinmesinler” diye İsrailoğullarına bir rehber yaptık.

3) Onlar, Nuh’la beraber taşıdığımız (inanmış) insanların soyundan gelenlerdir. Hiç şüphesiz o (Nuh) şükreden bir kuldu.

4) Ve o kitapta, İsrailoğullarına şu hükmü bildirdik: “Siz, yeryüzünde büyük bir güce erişip, bu güçle böbürlenerek ve büyüklenerek iki defa bozgunculuk yapacaksınız.”

5) İkisinden birincisinin vadesi geldiğinde, size şiddetli kuvvet sahibi kullarımızı gönderdik. Böylece onlar yurtlarınızın içine girip sizi aradılar ve vadedilen gerçekleşmiş oldu.

6) Sonra sizi, onlara karşı tekrar üstün kıldık. Size mallar ve oğullar vererek sayınızı çoğalttık.

7) Eğer iyilik yaparsanız, kendinize iyilik yapmış olursunuz. Kötülük yaparsanız o da kendi zararınızadır. Bundan dolayı diğer bozgunculuğunuzun cezalandırma zamanı gelir. Yine sizi kötü duruma düşürmek için, birincisinde yaptıkları gibi gelirler ve mescide girerler. Ele geçirdikleri ne varsa hepsini darmadağın edip mahvederler.

8) Umulur ki Rabbiniz* size merhamet eder. Eğer siz (kötülüğe) dönerseniz biz de (sizi cezalandırmaya) döneriz. (Çünkü) biz cehennemi nankörler için kuşatıcı (zindan) yaptık.

* Efendi/Sahip

9) Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yolu gösterir. Yararlı işlerde bulunan inanmış kimselere de büyük bir ödül olacağını müjdeler

10) Ve ahirete inanmayanlara da kendileri için acı bir azap hazırladığımızı (haber verir).

11) Ve insan iyilik istiyormuşçasına kötülüğü (azabı) ister, çünkü insan çok acelecidir.

12) Ve Biz gece ve gündüzü (sizin için) iki ayet (delil/işaret) kıldık. Rabbinizden* bir lütuf arayasınız, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gecenin karanlığını gündüzün aydınlığıyla giderdik. Biz her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.

* Efendi/Sahip

13) Ve Biz her insanın amelini onun boynuna doladık (yapmış oldukları ahirete kadar onunla beraber olur). Kıyamet günü yaptıklarının kayıtlı olduğu kitabı önüne açacağız.

14) Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak sen kendi kendine yetersin.

15) Kim doğru yolu seçerse bu seçim kendi lehinedir, kim de yanlış yolu seçerse bu da onun aleyhine olacaktır. Hiç kimse bir başkasının yükünü taşımayacak ve biz elçi göndermedikçe (doğru yolu göstermedikçe) azap edici değiliz.

16) Bir beldenin varlık ve güç sahibi önde gelenlerine (doğru yola gelmelerini) emrederiz. Bu emrimize rağmen yoldan çıkarlarsa artık azap sözü onların üzerine hak olur ve böylelerini helak etmeyi diler ve o beldeyi yerle bir ederiz.

17) Biz Nuh’tan sonra böyle nice nesilleri yok ettik. Kullarının kötülüklerinden haberdar olmada ve görmede Rabbin* yeter.

* Efendi/Sahip

18) Kim sadece dünyada olanın peşine düşerse, dünyadaki nasibinden dilediğimiz kadarını alır. Sonra ona cehennemi veririz. Orada kınanmış ve kovulmuş olarak kalır.

19) Ve kim de ahireti ister ve inanmış olarak onun için gereken çabayı gösterirse, işte onların çabaları karşılık görmeye değerdir.

20) Hepsine; onlara da (dünyayı isteyenlere de), bunlara da (ahireti isteyenlere de) Rabbinin* vereceklerinden (istediklerini) veririz. Rabbinin* verecekleri sınırlanmış değildir.

* Efendi/Sahip

21) Onların (insanların) bir kısmını bir kısmından daha fazla imkân sahibi kıldığımıza bak. Elbetteki ahiret (hayatındaki), dereceler ve imkanlar daha üstündür.

22) Allah ile beraber başka bir ilah edinme. O zaman ayıplanmış ve kendi başına (yardımsız) bırakılmış olursun.

23) Ve Rabbin* yalnızca kendisine kulluk etmenizi, anne ve babaya iyi davranmayı hükmetmiştir. Eğer, ikisinden biri veya her ikisi de senin yanındayken yaşlanırlarsa onlara karşı “Öf” bile deme. Onlara kaba davranma, onlara güzel sözler söyle.

* Efendi/Sahip

24) Ve onları alçak gönüllüce şefkatli kanatlarının altına al. De ki “Rabbim!* Küçükken onlar beni nasıl büyütüp yetiştirdilerse Sen de onlara o şekilde iyilik ve ikramda bulun.”

* Efendi/Sahip

25) (Onlara karşı) nefislerinizde olanı en iyi Rabbiniz* bilir. Eğer siz yararlı iş yapanlardan olursanız, Allah da kendisine yönelenleri bağışlayıcıdır.

* Efendi/Sahip

26) Ve yakınına hakkını ver, düşküne de, yolda kalmışa da. Saçıp savurma.

27) Şüphesiz, saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan Rabbine* karşı nankördür.

* Efendi/Sahip

28) Ve eğer Rabbinden* umduğun bir iyiliği-ikramı (beklerken) onların yüzlerine bakamıyorsan, o zaman onlara güzel söz söyle.

* Efendi/Sahip

29) Ve ne eli (çok) sıkı ol, ne de (elini) büsbütün aç. Yoksa, hem herkes tarafından ayıplanan hem de kaybettiklerine hasret çeken bir hale gelirsin.

30) Rabbin*, dilediği kimse için rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz O, kullarını (durumlarını bütün açıklığıyla) görerek haberdar olandır.

* Efendi/Sahip

31) Ve fakirliğe düşme endişesi ile çocuklarınızı öldürmeyin! Onların da, sizin de rızkınızı veren Biziz. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.

32) Ve zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkin bir iş ve kötü bir yoldur.

33) Ve Allah’ın dokunulması yasak saydığı canı haksız yere öldürmeyin. Haksız yere öldürülen kimsenin velisine (aile temsilcisine) yetki tanıdık. Ama o da ‘cana karşılık can’ sınırlarını aşmasın. Çünkü Allah’ın yasaları kendisine arka çıkmıştır.

34) Ve yetimin malına, kendisi malını kullanabilecek çağa ulaşıncaya kadar en hayırlı olabilecek tasarruf tarzı dışında yaklaşmayın. Sözleşmeye de bağlı kalın. Şüphesiz ki verdiğiniz sözden sorumlu tutulacaksınız.

35) Ve ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. İşte bu daha iyidir ve sonucu bakımından daha faydalıdır.

36) Ve bilgi sahibi olmadığın bir konu hakkında konuşma/konunun peşine düşme. Çünkü; kulak, göz ve gönül ondan sorumlu tutulmanı gerektirir.

37) Ve yeryüzünde kendini üstün görerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de dağlara boyca ulaşabilirsin.

38) Bunların hepsi de kötüdür ve Rabbinin* katında hoş görülmeyenlerdir.

* Efendi/Sahip

39) İşte bunlar Rabbinin* sana bildirmiş olduğu doğru bilgilerdendir. Ve Allah ile beraber başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.

* Efendi/Sahip

40) Rabbiniz*, oğulları size seçti de kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Siz gerçekten çok büyük laf ediyorsunuz.

* Efendi/Sahip

41) Ve andolsun ki Biz, öğüt alsınlar diye bu Kur’an’da çeşitli açıklamalar yaptık. Fakat bu, onların nefretinden başka bir şeyi artırmıyor.

42) De ki: “Eğer iddia ettikleri gibi, O’nunla beraber başka ilahlar olsaydı; hükümranlık makamının sahibine (karşı üstün gelmek için) yol ararlardı.”

43) Eksiklikten uzak ve çok yüce olan O, onların dediklerinden hem yüce, hem de sınırsızca büyüktür.

44) Yedi gök ve yer ile onların içindekiler, O’nun koyduğu yasaya göre hareket ederler. Yasalarına uyarak hareket etmeyen ve O’nun yüceliğini övmeyen hiçbir varlık yoktur. Lakin, siz onların bu tespihini/yasaya boyun eğmelerini kavrayamıyorsunuz. Şüphe yok ki O, cezalandırmada acele etmeyen ve bağışlayandır.

45) Ve Kur’an’ı okuduğun zaman, seninle o ahirete inanmamakta (direnenlerin) arasına görünmez bir perde çekeriz..

46) Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk.* Ve sen Kur’an’da Rabbinin** tek (ilah) olduğunu hatırlattığın zaman nefretle arkalarını dönerler.

* Burada perde çekmek kabuk ve ağırlık koymak eşyanın tabiatını anlatan mecaz deyimlerdir. Yoksa Allah her kişiye özel muamele yapmaz. Kişi kendi tercihi ile eşyanın kanununu o yönde işletir. İnkara direnmesi durumunda kendi duyularının Hakka karşı kapanmasına yol açar. Bu kanunu eşyaya kodlayan da Allah’tır.

** Efendi/Sahip

47) Biz; onların seni dinlerken ne niyetle dinlediklerini, sonra aralarında neler fısıldaştıklarını ve o zalimlerin (Müslümanlara): “Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliriz.

48) Seni benzettikleri şeye bak! (Öylesine) şaşırdılar ki artık (doğru) yolu bulacak halleri kalmadı.

49) Ve dediler ki: “Biz, kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman mı? Gerçekten de biz yeni bir yaratılışla mı diriltileceğiz?”

50) De ki: “Taş veya demir olsanız da..

51) ..veya hayalinizde büyüttüğünüz herhangi bir varlık olsanız da (yeniden diriltileceksiniz).” Sonra, “Kim bizi yeniden diriltecek?” diyecekler. De ki: “En baştan yaratılışınızın kuralını koyan (yeniden diriltecek)”. O zaman (alaylı bir tavırla) başlarını sallayarak sana diyecekler ki: “Ne zamanmış o (diriliş)?”. De ki: “Belki de çok yakında..”

52) O gün sizi çağırdığında, derhal, onun yüceliğini överek çağrısına uyacaksınız. Ve (dirilmeden önceki halinizde) az bir zaman kaldığınızı sanacaksınız.

53) Ve kullarıma de ki: (aralarında) konuşurlarken en güzel şekilde konuşsunlar. Çünkü şeytan aralarını bozmak ister. Zira, şeytan insan için apaçık düşmandır.

54) Sizi en iyi Rabbiniz* bilir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse size azap eder. Biz seni onların üzerine vekil(imiz) olarak göndermedik.

* Efendi/Sahip

55) Ve senin Rabbin*, göklerde ve yerde her kim varsa hepsini en iyi bilendir. Ve and olsun ki nebilerin bir kısmını bir kısmına (imkan ve özellik açısından) üstün kıldık. Ve Davud’a Zebur verdik.

* Efendi/Sahip

56) De ki: “O’ndan aşağıda (ilah/tasarruf sahibi) olduğunu iddia ettiklerinizi (yardım için bel bağladıklarınızı) çağırın. Onlar başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ve ne de değiştirebilirler.”

57) İşte, onların çağırdıkları da (yardım bekledikleri de), Rabblerine* nasıl daha yakın olacaklarının yolunu ararlar. O’nun (vereceği) iyiliği-ikramı umar ve azabından korkarlar. Şüphe yok ki, Rabbinin* azabı sakınılması gereken bir azaptır.

* Efendi/Sahip

58) Kıyamet gününden önce (yaşantılarıyla cezayı hak edip de) yok etmeyeceğimiz veya şiddetli bir şekilde cezalandırmayacağımız hiç bir yerleşim yeri yoktur. İşte bunların hepsi kitapta kayıtlıdır (kayıt altına alınmış ilahi bir yasanın gereğidir).

59) Ve (o istedikleri gözle görülen delilleri) ayetleri göndermekten Bizi alıkoyan da yoktur, ancak öncekilerin yalanlamış olması dışında. Semud’a gözleriyle gördükleri dişi deveyi (ayet/imtihan olarak) verdik de (deveye) zulmettiler, halbuki Biz ayetleri(/imtihan araçlarını) korkutmak (amacı) dışında göndermeyiz.

60) Ve hani sana: “Rabbin*, insanları çepeçevre kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur’an’daki lanetlenmiş bulunan o ağacı da insanlar için sadece imtihan (sebebi) kıldık. Biz onları korkutuyoruz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka (bir şey) katmıyor.

* Efendi/Sahip

61) Ve Biz meleklere Adem’e secde edin dediğimiz zaman İblis hariç hepsi secde etti. (İblis) dedi ki: “Ben çamurdan yarattığın kimseye secde mi ederim?”

62) “Benden değerli kıldığın şu kimseyi gördün mü! Eğer beni(m ecelimi) Kıyamet Günü’ne kadar ertelersen, pek azı dışında, onun soyunu kesinlikle etkim altına alacağım!” dedi.

63) (Allah) “Çık Git! Onlardan kim sana tabi olursa (etkin altında yaşarsa), o zaman şüphesiz ki sizin cezanız tam bir karşılık olarak cehennemdir.” dedi.

64) “Onlardan kime güç yetirirsen sesinle yerinden oynat ve atlıların ve yayalarınla üzerlerinde yaygara kopar ve mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara vaatlerde bulun.” Ve (lakin) şeytanın onlara vadettiği şeyler sadece aldatmadır.*

* Bu ayetin anlatmak istediği; kötülüğe gömülmüş insanların kurmuş olduğu hileli düzenleri vasıtasıyla, aklını kullanmayan insanları ve ailelerini bitmez-tükenmez hedefler koyarak oyalaması ve Allah yolundan uzaklaştırmasıdır.

65) Fakat Benim kullarım üzerine senin bir yaptırım gücün yoktur. Vekil olarak Rabbin* yeter.

* Efendi/Sahip

66) Rabbiniz* O’dur ki; denizdeki ikramından (nimetlerinden) bulmanız için gemileri yüzdürür (denize suyun kaldırma kuvveti yasasını koymuştur). O size karşı (böyle) merhametli olandır.

* Efendi/Sahip

67) Ve siz denizde bir sıkıntı yaşadığınız zaman Allah’ın dışında yardıma çağırdıklarınız (aklınızdan) kaybolur, yalnızca O’na dua edersiniz. (Allah) sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz ve doğrusu insan çok nankördür.

68) Kara tarafındayken sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üstünüze taşları savuran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? (Bunlar olduktan) sonra kendiniz için bir vekil de bulamazsınız.

69) Yoksa sizi tekrar (denize) döndürüp üzerinize kırıp geçiren bir fırtına göndererek nankörlüğünüzden dolayı boğmayacağından emin misiniz? Sonra arkanızdan Bize karşı (intikamınızı alacak) kimse de bulamazsınız.

70) Ve andolsun Biz Adem oğullarına pek çok imkan verdik; ve onları karada ve denizde taşıdık, ve onları temiz/güzel olanlarla rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.

71) O gün bütün insanları önderleriyle/kitaplarıyla* birlikte çağırırız. Kime kitabı sağından verilirse onlar kitaplarını okurlar ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

* Ayet içerisinde geçen “bi imamihim” kelimesinin hem önder hem de kitap anlamları vardır. Bu ayette iki anlam da uygun düştüğü için kararı okuyucunun takdirine bırakıyoruz.

72) Ve kim burada (dünyada) kör ise o ahirette de kördür. (Dünyada takip ettiği) yolu boşa çıkmıştır.

73) Ve az kalsın (o müşrikler) seni ayartıp, sana vahyettiğimizin dışında Bize iftira etmeni sağlayacaklardı ve o takdirde seni candan dost edineceklerdi.

74) Ve şayet Biz seni (vahiyle yönlendirerek) sağlam tutmasaydık andolsun ki nerdeyse onlara az da olsa meyledecektin (isteklerini yerine getirecektin).

75) Bu durumda, elbette sana hayatın da ölümün de (sıkıntısını) kat kat tattırırdık. Sonra, Bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.

76) Ve neredeyse seni yerinden (Mekke’den) sürüp çıkartmak için zor kullanacaklar. Bu durumda senin ardından onlar da (orada) az bir süreden fazla kalamazlar.

77) Senden önce de gönderdiğimiz elçilerimize (zor kullanarak yerlerinden çıkaranlara) uyguladığımız kanunumuz budur ve Bizim kanunumuzda farklı bir uygulama bulamazsın.

78) Güneşin batıya yönelmesinden, gece karanlığı bastırıncaya kadar salatı ikame et. Ve fecr* toplanması**, muhakkak ki fecr* toplanması** şahitlidir (gözler önündedir).

* Karanlığın bitip kızıllığın başlaması ile güneşin doğması arasındaki zaman dilimi

** Sabah vakti insanların toplanması veya güneş ışıklarının toplanması”

79) Gecenin bir kısmında, sana özgü, ilave (yol arkadaşı) olarak onunla* (arkadaşın ile) uykudan ayrıl. Böylece, Rabbinin** seni övülen makama*** (tekrar) göndermesi umulur.

* Buradaki “hi” zamiri arkadaş yorumu yapma sebeplerimizden bir tanesi; 9/40’ta geçen “sahibihi” kelimesindeki “hi” zamiri ile eş olmasıdır.

** Efendi/Sahip

*** İbrahim’in makamı olan Mekke (17/76 ve 3/97’de anlatılanlar)

80) Ve de ki: “Rabbim* beni girdireceğin yere (Medine’ye**) doğrulukla girdir ve çıkaracağın yerden (tekrar Medine’den*) de doğrulukla çıkar ve bana katından yardımcı güç ver.”

* Efendi/Sahip

** Bizim Medine dememizdeki sebep; Hicret ve Mekke’nin fethi olgularını dikkate almamızdır.

81) Ve de ki: “Gerçek olan geldi ve sahte/uydurma olan yok oldu. Muhakkak (gerçek geldikten sonra) sahte/uydurma olan yok olucudur.”

82) Ve (gerçek olan) Kur’an’dan indirmekte olduklarımız inananlar için (sahte/uydurulmuş olan inançlara karşı bir) kurtuluş ve iyiliktir-ikramdır. Ve (bu Kur’an) zalimlerin ise sadece kaybını arttırır.

83) Ve insana (Kur’an) nimeti verdiğimiz zaman yüz çevirdi ve yanını döndü (ilgilenmedi). Ve ona bir kötülük dokunduğu zaman (da, Allah yokmuş gibi davranarak) umutsuzluğa düştü.

84) De ki: “Herkes kendi (inancının) şekline göre/kendine yakışan şekilde davranır. Sonuçta Rabbin*, kimin doğru yolda olduğunu daha iyi bilendir.”

* Efendi/Sahip

85) Ve sana ruhtan (vahyin kaynağı ve gelişi hakkında) soruyorlar. De ki: “Ruh (vahyin kaynağı ve gelişi) Rabbime* ait bir iştir ve size sadece az bir bilgi dışında bir şey verilmemiştir.”

* Efendi/Sahip

86) Ve andolsun ki eğer dilemiş olsak, sana vahyettiğimizi tamamen gideririz (senin hafızandan sileriz), sonra bize karşı kendine bir vekil (hakkını alabilecek birini) de bulamazsın.

87) (Vahyin giderilmemesi) sadece Rabbinden* bir iyiliktir-ikramdır. Muhakkak O’nun senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.

* Efendi/Sahip

88) De ki: “Eğer insan ve (sizin güçleri olduğuna inandığınız) cin (toplulukları), bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek için bir araya gelseler ve birbirlerine destek olsalar bile onun (yine de) bir benzerini getiremezler.”

89) Ve andolsun Biz, bu Kur’an’da insanlara (inanmaları için gereken) her türlü örneği verdik. Buna rağmen insanların çoğu yine de inkarda diretti.

90) Ve dediler ki; “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız..

91) ..veya senin hurma ve üzüm bağlarından bir bahçen olmalı ve aralarından çağlayan nehirler akıtmalısın..

92) ..veya iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin..

93) ..veya altın ile süslenmiş bir evin olmalı veya göğe yükselmelisin, ki senin yükselişine de oradan bize okuyacağımız bir kitap indirinceye kadar asla inanmayız.” De ki: “Benim Rabbim* bütün eksikliklerden uzaktır. Ben, ancak beşer bir elçi değil miyim?”

* Efendi/Sahip

94) Ve insanlara doğruya ileten rehber (vahiy) geldigi zaman inanmalarına engel olan, sadece; “Allah elçi olarak bir beşer mi gönderdi?” demiş olmalarıdır.

95) De ki:  “Eğer yeryüzünde güven içinde yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik.”

96) De ki: “Benim ve sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Muhakkak ki O, kullarından haberdar olan, onları görendir.”

97) Ve Allah kime kılavuzluk ederse işte o doğru yolu bulmuştur. Ve kime de yolunu şaşırtırsa*, böyleleri için O’nun (Allah’ın) aşağısından olan koruyucular bulamazsın. Ve kıyamet günü onları; kör ve sağır ve dilsiz olarak yüzüstü sürünür durumda toplarız. Onların varacakları yer cehennemdir. O her ne zaman sönmeye yüz tutsa onlara ateşi artırırız.

* Allah insanın tercihlerine karışmaz. Allah’ın doğru yola rehberlik etmesi veya şaşırtması tamamen kişinin kendi tercihine bağlıdır. Tek doğru yol Allah’ın vahiyle gösterdiğidir. Onun dışındaki yollar yanlıştır ve Allah da bu durumda ısrar eden insanları şaşkın halde bırakır. Bu Allah’ın sünnetidir (varlıklara koyduğu kanundur).

98) Bu şekilde karşılık görmelerinin sebebi, muhakkak ki onların ayetlerimizi inkar etmiş ve “Biz kemiğe ve toz-toprağa dönüştüğümüz zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” demiş olmalarıdır.

99) Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların (inkarcıların) aynısı/mislini yaratmaya güç yetiren olduğunu ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir ecel belirlediğini görmüyorlar mı? Buna rağmen o zulmedenler (müstekbirler) ise ancak nankörlükte/inkarda ayak direttiler.

100) De ki: “Rabbimin* ikram ettiği hazinelere siz sahip olsaydınız, tükenir/elden gider korkusuyla (elinizde) tutardınız. Ve (o nankör müstekbir) insan çok cimridir.”

* Efendi/Sahip

101) Ve andolsun ki Musa’ya apaçık (ikna edici) dokuz delil verdik. İsrailoğulları’na sor; Musa onlara (Firavun ve saray halkına) geldiğinde, Firavun ona: “Ey Musa! Muhakkak ki seni büyülenmiş (ne dediğini bilmez) birisi olduğunu düşünüyorum” demişti.

102) (Musa da): “Andolsun, sen bilmektesin ki bunları, açıkça görülebilecek deliller halinde, göklerin ve yerin Rabbinden* başkası indirmedi. Ey Firavun! Muhakkak ki ben de, senin mahvolmuş birisi olduğunu düşünüyorum” dedi.

* Efendi/Sahip

103) Böylelikle, onları o yerden (Mısır’dan) sürüp çıkartmak istedi. Bunun üzerine Biz de onu ve onunla beraber olanların (onunla yola çıkmış ordusunun) hepsini suda boğduk.

104) Ve arkasından da İsrailoğullarına: “O topraklarda oturun! Ahiret vaadi geldiğinde hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz” dedik.

105) Ve biz bu (Kur’an’ı) gerçek bilgi olarak indirdik ve o da (sana, ey Peygamber) gerçek bilgi olarak indi ve Biz seni müjdeci ve uyarıcı olmanın dışında (bir görevle) göndermedik.

106) Ve onu bir Kur’an (okunan bir kitap) olarak insanlara dura dura duyurman için bölümlere ayırıp, parçalar halinde indirdik.

107) De ki: “İnanın veya inanmayın; şüphe yok ki, bundan önce kendilerine bilgi verilmiş olanlar(dan, önceki kitap sahiplerinin bir kısmı), (Kur’an) kendilerine okunduğunda çeneleri üzerine secde edenler olarak yere kapanırlar.”

108) Ve derler: “Rabbimiz* noksanlıklardan uzaktır. Rabbimizin (Sahibimizin İsa ile müjdelediği Ahmet adındaki elçi) vaadi muhakkak gerçekleşmiştir.”

* Efendi/Sahip

109) Ve onlar, ağlayarak çeneleri üzerine kapanırlar ve bu, onların (Allah’a olan) derin saygılarını artırır.

110) De ki: “Allah diye dua edin veya Rahman diye dua edin, hangi ismiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur”. Ve salatında (namazında) sesini çok yükseltme, çok da kısma, ikisinin arasında bir yol tut.

111) Ve de ki: “Yüceltilerek övülmek Allah içindir. O (Allah) ki, çocuk edinmemiştir ve yönetimde ortağı yoktur ve güçsüzlükten dolayı yardımcısı da yoktur (güçsüzlüğü de yoktur ki yardımcısı olsun).” ve O’nu yücelterek büyüklüğünü dillendir.

Kuranyolu.net Çalışma Grubu tarafından hazırlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir