“Allah’a inanırlar fakat güvenmezler”

Son zamanlarda yeşil sermaye tarafından gündeme getirilen ve gittikçe yaygınlaşan “Helal gıda sertifikası” artık TSE tarafından da verilecek.

Türkiye uygulamayı hayata geçiren üçüncü ülke olurken, uygulamayı değerlendiren İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, “Bunlar ticarette dini kulanırlar, Allah’a inanırlar, fakat güvenmezler” dedi.
  Helal gıda haram para

Türkiye, AKP iktidarıyla birlikte dünyada “helal gıda sertifikası” veren ABD ve Malezya’dan sonra üçüncü ülke oluyor. 930 milyar dolarlık bir servetin yatırıldığı bu pazarda Türkiye’nin hedefi 300 milyar dolar para kazanmak. “Abdestli kapitalistlerin” iştahını kabartan bu pazar için Türk Standartları Enstitüsü (TSE) harekete geçerek 100 kişilik bir ekiple “Helal gıda sertifikası” vermeye hazırlanıyor.  Yeşil sermaye kökenli kapitalistlerin yoğun ilgisini çeken bu uygulamaya büyük markalar da rağbet ediyor. Ünlü dondurma markası MADO’nun bile başvurduğu uygulamada ilginç gelişmeler yaşanıyor. Hatta kimi bira firmalarının bile alkolsüz bira çıkararak böylesi bir eğilime yöneldiği gözlenmektedir.

Gittikçe yayılan “Helal gıda sertifikası” gerçeğini ilahiyatçı, İslam felsefesi uzmanı ve sosyalist İslamcı olarak bilinen yazar İhsan Eliaçık’a sorduk.

Kur’an da haram ve helal gıdalar
Konuya Kur’an’da belirtilen yeme yasaklarıyla başlayan Eliaçık, “Kur’an leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başka kesilenleri haram kılmıştır. Leş yemek insanın birbirinin etini yemesi anlamına gelir. Kan içmek insanın birbirinin kanını içmesi anlamına gelir. Domuz eti yasağı ise Ortadoğu ve Asya kültüründe domuzun genellikle pisliğin sembolü olmasıyla ilgili. Eski Mezopotamya kültüründe domuz genellikle pis ve lanetli kabul edilir. Ancak bu aslında bir ritüeldir. Bir hayvan olarak domuz lanetli değildir. Kendi pisliğini yer ama tavuk da aynı şeyi yapar. Ancak domuzlaşmak Kur’an-ı Kerim’de yiyiciliğin sembolüdür. Helal-haram tanımamanın sembolü olarak domuz seçilmiştir. Çünkü domuz, kendi pisliği dahil her şeyi yer, hiçbir sınırı yoktur. Kur’an-ı Kerim’de buna benzer bir başka sembol de maymundur. ‘Onlara aşağılık maymunlar ol dedik ve onları domuzlara dönüştürdük’ dediği kimseler, birincisi mal düşkünleri, ikincisi ise yiyicilerdir. Kur’an-ı Kerim’de “aşağılık maymunlar olun” demek bir ilahi ihtar ve kızgınlık ifadesidir ve mal düşkünlüğünün sembolüdür. Domuz da yiyiciliğin sembolüdür. Domuz eti yememek, ‘domuzlaşmamak’ yani yiyicilik yapmamak, başkasının emeğini, hakkını sömürmemek, başkasına ait bir şeyi üzerine almamak, mal biriktirmemek (kenz) anlamındadır” dedi.

İşçiyi sömüren domuzlaşmıştır
TUSKON ve MÜSİAD üyesi ve  AKP’yi besleyen sermayedarların başvurduğu “Helal gıda sertifikası”nı değerlendiren Eliaçık, “Önce sömürdükleri emekçilerin haklarını tanısınlar” diye konuştu. Eliaçık, şunları söyledi: “Bu adamlar fabrikasında işçisinin emeğini sömürüyor, emekçiye asgari ücret veriyor. Sendikalaşınca, grev yapınca kapı dışarı ediyor. Ama dindar görünmek için de fabrikada mescid açıyor, iftar yemeği veriyor ve fabrikadaki yemeklerde asla domuz eti kullanmıyor! ‘Ben asla domuz eti yemem’ diyor. Kendisi zaten işçinin hakkını sömürmekle domuzlaşmış vaziyette. Bütün ömrü işçinin hakkını yemekle, palazlanmakla geçmiş, etinde, kanında, vücudunda, evinde, servetinde işçinin alın teri var. Domuzlaşarak sen zaten bu hale gelmişsin. Helal gıda peşinde koşanlar dönüp fabrikalarındaki işçilere baksınlar. Helal gıda alın teriyle kazanılan kazançtır. Asgari ücretle işçi çalıştıranın kıldığı namaz da boştur. Domuz eti yememesi, helal gıda alması saçmadır. Zaten gıtlağına kadar haram içindesin, sertifika alsan ne olur?” Ticarette dini kullanıyorlar

“Bunun adı ticarette dini kulanmaktır” diyen Eliaçık, “Halkın duyarlılığından yararlanıp ‘bizim gıdalarda domuz eti yoktur, helaldir; faizle kredi almıyoruz, harama bulaşmıyoruz, tertemiziz diyerek ürettikleri ürüne dindar halkın ilgisini çoğaltmaya çalışıyorlar” diye konuştu. Bunun bir sahtekarlık olduğunu anlatan Eliaçık, şöyle devam etti: “Kur’an’a uygun üretim yapmak istiyorlarsa fabrikalarındaki alın terinin nereye gittiğine bakmaları lazım. İşçiye alınteri kurumadan ücretini veriyor mu vermiyor mu? Başkasının emeği sana geçiyor mu geçmiyor mu? Asıl sorun bu.”

Amerikan malı ‘yerli’ kola
Oruç ayında yapılan Ülker grubuna ait kola reklamına da değinen Eliaçık, “Adam kola satmak için Ramazan’da reklam yapıyor. İftarı kolayla açtırıyor. Halbuki patenti başka yere aittir. Bu düpedüz dini ticarete alet etmektir. Hatta bu biraz masum kalır; dini kendi sömürüsüne alet ediyor. Bir sömürü düzenini kurmak istiyorlar; buna helal gıda kılıfı geçirerek meşrulaştırmak istiyorlar. Şunu yaptım, bunu yaptım, hacca gittim, namaz kıldım, oruç tuttum, domuz eti yemedim, helal gıda damgasını yapıştırdım, oh ne güzel! Böyle bir din hayatı olur mu?”

Kimin sertifikası?
“Sertifika neyin sertifikasıdır” diye soran Eliaçık, eleştirilerini şöyle sürdürdü: “Bunun dinle hiçbir alakası yok. Buna sertifika verilmez ki. Şöyle sertifika verilir; bu işyerinde işçiler emeklerinin hakkını, alın terileri kurumadan almaktadırlar. Bu işyerinde kimseye açlık sınırının altında maaş verilmiyor. Bu işyerinde üreticiler, emekçiler, üretim sürecine katıldıkları oranda ürünün kârından pay almaktadırlar. Helal gıda bu demektir! Sertifikası da budur! Bunların ruhu rant ruhu! Bunlar mal düşkünleridir. Paraya tapmışlardır. Ahirete inanırlar ama dünya malına taparlar. Allah’a inanırlar, fakat güvenmezler. Gündelik hayatta servete, paraya güvenirler. Allah dış dünyada görünür bir nesne olmadığı için Allah’a inanmazlar.”

 
Saçmalığa son verin!
Bu saçmalığa son verilmesini isteyen Eliaçık, hükümete de seslenerek, şunları söyledi: “Menderes’le başlayan ‘her mahallede bir milyoner yaratacağız’ anlayışını terk edin. Her mahallede aç ve yoksul bırakmayacağız politikalarına dönün. Tefeciler para getiriyor. İyi bir faiz ülkesi getirdikleri paralarla bu ülkeyi sömürüyorlar. Servet ile iktidar belli ellerde toplanıyor. AVM’ler açılıyor. 5 milyon asgari ücretle çalışan insan var, 12 milyon insan yardımsız ayakta duramaz hale gelmiş. 41 milyon kredi kartı kullanan var, halkın yüzde 63’ü kirada yaşıyor. Bankalara borçlular çoğalıyor. Böyle bir memleket olur mu? Derin bir sömürü, zengin ile yoksul arasında büyük bir uçurum. Boğazın kenarında 12 bin aile zengin olmuş, Servetine servet katmış ama öbür tarafta milyonlarca insan hükümete muhtaç hale gelmiş. Böyle politika olmaz.”

Araplar kendilerine baksınlar!
“Özellikle Arap ülkelerinden yoğun talebin olmasından dolayı” bu yönteme başvurulduğunu beyan edenlere de çatan Eliaçık, sözlerini şöyle tamamladı: “Araplara ne oluyor? Helal gıda istiyormuş. Sen dön kendine bak. Gıtlağına kadar haramın içine batmışsın, helal gıda istiyorsun. Dini soktukları hale bakın. Adam toprağın altından çıkan petrolün üstüne yatıyor, petrol gelirleri nerdeyse bir hanedana gidiyor, halkına dağıtmıyor, helal gıda arıyor. Bunların keyfine uygun olsun diye helal gıda sertifikası veriliyor. Senin yaptığın da sahtekarlık, onun yaptığı da sahtekarlık. İkiniz de gırtlağınıza kadar haramın içine batmışsınız.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir