Giriş Formu




Sabır -Alıntı - PDF Print E-mail
mehmet_akif

"يا أيها الذين آمنوا اصبروا وصابروا ورابطوا واتقوا الله لعلكم تفلحون‏"


Tercümesi:
“Ey iman eden kimseler sebat gösteriniz, hem düsmanlarinizdan fazla bir sebat gösteriniz; daima da savasa hazir bulununuz; bununla beraber, Allah’tan her zaman korkunuz ki kurtulusa erebilesiniz.”

Bu ayet-i celile Âl-i Imran Suresi’nin sonundadir. “??????”  , “??????” emirlerinin ne oldugunu iyice anlayabilmemiz için sabrin gerçek niteligini düsünmemiz gerekiyor. Asr Suresi’ni tefsir ederken de söylemistik: Insan için en büyük fazilet sabirdir. Ahlakî anlamda edinilen tecrübelerin hiçbiri bu faziletli aliskanlik ile boy ölçüsemez. Onun için Allah’in Kitap’inda sabir kadar çok zikredilen, sabir kadar sik emrolunan bir ahlak daha yoktur.

Sahabe-i Kiram (r.a) Efendilerimizden hiçbirinin Asr Suresi’ni okumadan arkadasina veda etmedigi bilinmektedir. Bunun hikmeti de insanin hüsrandan yakayi kurtarabilmesi için hakka, sabra dört elle sarilmaktan baska çare olmadigini birbirine göstermektir.

Iyi ama sabir nedir? Heyhat! Biz Müslümanlar mukaddes sabir kelimesinin anlamina sahip olmak söyle dursun, bu konuda bilgi sahibi bile degiliz! Evet, sabir kelimesi anildigi gibi zihnimizi zavallilik ve alçakliga yakin bir kavram kaplar. Bize göre sabir genel bir ifadeyle “katlanmak” demektir. Neye katlanmak? Her seye.. Daha dogrusu katlanilmayacak seylere! Mesela yok olmaya, hakaret görmeye, dövülmeye, sövülmeye; kisaca, insanî seçkinligimizi lekeleyecek musibetlerin hepsine.

Aman ya Rabbi! Kur’an ne söylüyor, biz ne anliyoruz! Sabir katlanmak degil, gögüs germek demektir. Neye gögüs germek? Evet, sonunda katlanilmayacak acilara katlanmak izdirabina mahkûm olmamak için, önceden her türlü siddete her türlü zahmete mertçesine, insancasina gögüs germek.

Allah yolunda, hak yolunda, din ugrunda, millet ugrunda rahatini, uykusunu, malini, canini feda edivermek yok mu? Iste sabir budur. Yoksa, bu fedakarliklarin semtine yanasmayarak miskin miskin oturmak; sonra da hissesine düsecek rüsvaligi “kader böyleymis! Tahammül etmeli..” diye hazma çalismak hiçbir zaman sabir ile ifade edilemez.

Ne hacet! Zemahseri gibi büyük bir müfessir, sabra Islamî gereklilikleri hakkiyla yerine getirmek manasini veriyorlar. Öyle ya, sorumluluk (teklif), zahmet (külfet) maddesinden geldigi için Islam’in bütün yükümlülükleri ufak, büyük gönüllü bir fedakârligi gerekli kilar. Bakin bir kere, o fedakârligin kabulü yüzünden elde edilecek saadeti, bir kere de terki dolayisiyla bas gösterecek felaketi düsünmeli!

Islam’in en birinci geregi ilim degil midir? Pekâlâ! Ilim ögrenmek için az fedakârlik, yani az sabir mi ister! Lakin evvela ilmin, gerek bugünkü dünyada sagladigi yarari, gerek yarinki ebedi ömrümüzde temin edecegi yeri düsünürsek; sonra, cehaletin hem dünyada, hem ahrette ne büyük bir utanç, ne yaman bir rezalet oldugunu gözümüzün önüne getirirsek: Dinin o geregini sirf zahmetten ibaret olsa bile yine bin can ile kabul etmemiz lazim gelmez mi? Iste sabir demek faydali ilimleri tahsil için her türlü sikintiya tahammül etmek demektir; yoksa cehaletin sürükleyip getirecegi pislikler içinde bogulup gitmek degildir.

Son zamanlarda Müslümanligi ya büsbütün ortadan kaldirmak, yahut ötesini beri ederek Islam’da bir yenilik meydana getirmek isteyenler türedi. Biz bu adamlarin söylediklerini isittik; yazdiklarini okuduk. “Dini kaldirmali!” diyenlerin dünyadan; “yenilik ortaya koymali!” fikrini benimseyenlerin de dinden alabildigine gafil olduklarina iman ettik.

Evet bu adamlar milyonlarca halkin duygularina, hareketlerine hakim olan ezeli gücü görmeyecek kadar gaflet göstermeselerdi: Dini kaldirmanin ne lüzumunu, ne de imkânini tasavvur edemezlerdi. Böylelikle seriatin gerçek kimligine dair azicik malumat edinmis olsalardi: Dine yenilik sokmak söyle dursun, onun en eski yani en gerçek sekline dönmek ihtiyacinin kaçinilmazligini gözleriyle görürlerdi.

Iste onlarin bu gafleti, bu cehaleti de hep deminden beri anlatmak istedigimiz mübarek sabir ahlakinin bulunmamasindandir. Öyle ya, demek ki bu adamlar ne milleti tetkik edecek ne de seriati anlayacak kadar fedakârlik göstermemisler!

Bir zamandan beridir, dillerde “karakter” sözü dolasip gidiyor. Azim, sebat, seciye, mütesanit gibi kelimeler ile tercüme edilen bu kelimenin tam karsiligi sabirdir. Öyle ise artik bu ümmete Alman, Ingiliz, Fransiz milletlerinin ahlakiyla ahlaklanmayi tavsiyeden vazgeçelim de ona Islamiyet’in anlamini ögretmeye çalisalim.

En büyük, en saglam ahlak hakiki Müslümanlarda; en saglam ahlakî kurallar ise hakiki Müslümanliktadir. “? ??? ???? ??? ????” tarzindaki ilahi onura erisen Muhterem Resul (s.a.v) Efendimiz hayali asan faziletli davranislarin bir örnegiydi. O Mukaddes’in mektep terbiyesinde yetisen Ashab-i Kiram’in da nasil kamil nasil mükemmel birer insan olduklarini hepimiz biliriz. Bu hakikatleri yalniz bizim kitaplar yazmiyor; Frenklerin oldukça insaflilari da itiraf ediyor; “ Gündüzün bütün sahip olduklarini, kapisina gelen muhtaçlara veren Muhammed’in (s.a.v) aksama tek hurmadan baska yiyecegi kalmamisti. Onu da en son gelen fakire sadaka olarak verip geceyi Ayse (r.a) ile birlikte aç olarak geçirdi” diyor.

Sadedimize dönelim: Ayet-i celile bizi sabra davet ediyor; hem de düsmanlarimizin göstereceginin kat kat üstünde bir sabra davet ediyor. Biz simdiye kadar Kur’an’daki ilahi emirleri dinlemis, geregince hareket etmis olsaydik, bugün mazimizi hasretle anmazdik; dinin namusunu, Islam’in namusunu düsmanin murdar ayaklarina çignetmezdik; Iste “??????_ harbe hazir bulununuz.” , “?????? ??? ?? ??????? ?? ???_ düsmanlariniza karsi gücünüz yettigi kadar kuvvet hazirlayiniz.” tarzindaki açik, kat’i emirlere kulak vermedigimiz için bütün Islam alemi savas sahnesine döndü.

Evet, kuvvet hazirlamak gönüllü fedakârlik temeline dayaniyordu, hâlâ da öyledir. Lakin o kuvveti elde etmek için ne kadar zorluk, ne kadar zahmet varsa biz hepsine tahammül edecek, hepsine gögüs gerecektik. Zira Kur’an’in emrettigi sabir iste o idi. Yoksa Islam vataninin su elim felaketi karsisinda kulaklarimizi sarkitip oturmak degil!


ربنا افرغ علينا صبراً و ثبت أقدامنا و انصرنا علي القوم الكافرين


Sebîlürresad Dergisi, cilt 2–9, sayi 223–224, 9 Muharrem 1331/ 6 Ocak 1328 Persembe günkü yazi Medeniyet Mektebi için Leylâ Bayircin tarafindan latinize edilmistir.


kaynak: http://medeniyetmektebi.org/mm/index.php?option=com_content&task=view&id=689