Giriş Formu




'TÜRBAN' ve 'BAŞÖRTÜSÜ' PDF Print E-mail

mehmet-can.pngSon aylarda piyasaya çıkan dergi ‘Âlâ’ ile zirveye ulaşan akım, bardağı taşıran son damla oldu nazarımda…

Telaffuz etmekten hoşnut olmadığım modern adıyla “türban”, asıl amacın karşısındaki tezatların hepsini barikat edindi kendine. Bunda suç bir tek Batıda değil; dayatılan moderniteyi gururla baş üstüne koyan bizlerde.

Asılsız,yüzeysel ve sığ örtülerimizde…

Başlarımızdaki ‘şeffaf’ örtülerle neyi gizlemeye/korumaya çalıştığımızı anlayabilmiş değilim...

’Âlâ’ tipi dergilerde mapus yatıyoruz yıllardır…Kitaplıklarımızın en üstteki tozlu raflarında veya nenelerin ördüğü kılıflarda unutulmaya yüz tutmuş Hayat Kitabı’mız hal ve hareketlerimizin neresinde?

 

Yirmi birinci yüzyılın vazgeçilmezi olan internet şahsım adına yazmak gerekirse (her ne kadar kitapların yerini tutmasa da) benim için çok faydalı bir iletişim ve araştırma aracı. İyi amaçla kullanıldığı müddetçe herkes için gelişim ve öğrenim açısından faydalı olduğunu düşünüyorum. Fakat son dönemlerde araçtan yönünü şaşırıp amaca dönüşmeye başladı maalesef. Sosyal paylaşım sitelerinde insanlara kültür seviyemizi kanıtlamak için özel bir çaba harcadığımız aşikar. Profilimizde çok gezip-gördüğümüzü veya yardım organizasyonlarında harıl harıl çalıştığımızı göstermek için onlarca albüm yaparak kime/neyi  ispat etmeye çalışıyoruz?

Allah görüyor dostlar bırakın, gerisi vesaire. Bilmesin kimse…

Yobaz, örümcek kafalı, geriden yürüyen türbanlı, böcek gibi etiketleri yemekten öyle ürkmüş ve öyle sindirilmişiz ki yıllardır; elimize Kur’an’ı alıp “Allah bana ne diye hitap ediyor?” demeye korkar olmuşuz…

Modern hayattan, üniversiteden, iş yerlerinden kısaca toplumdan dışlanmak kabusumuz oldu ve ‘o güneşli sabaha’ uyanamadık bir türlü…

Doksanlarda sırf Allah’ın emrettiği şekliyle okumak isteyen esas başörtülü kızın okul kapısında yediği coptan sonra kopan çığlık çınlıyor kulaklarımda. Kırık bir güfteyle çalan başörtüsü marşları dönüyor beynimde…

Sırtımıza yüklendiğimiz onlarca markadan kafamızı çıkarıp nefes almak istesek; bir marka daha iniyor balyoz gibi tepemize ve yine siniyoruz,susuyoruz!
Asıl yüzümüzü unuttuk…

Her aynaya bakışımızda maskeli bir suratla karşılaşmaktan en kadim dostlarımız oldu kozmetik ürünleri. Allah’ın bize layık gördüğü en güzel suratı yani orijinal suratımızı aslından değiştirmek, zaten güzel yaratılanı daha da güzelleştirme çabası yormadı mı artık bedenimizi, ruhumuzu? Örtümüzü bağlayış tarzımıza, rengine, tipine bile modacılar karar verir oldu. Kendi tercihlerimizi, zevklerimizi kaybettik onların elinde, özgüvenimizi yitirmeye başladık… Ritüellerle sınırlandırıldık, geleneksellikle kuşatıldık ve asıl amacımızı katlettik, yani kendimizi katlettik…

Modernizmin ürettiği türbanı; Allah’ın emrettiği başörtüsüne tercih etmekle doğru olanı yaptığımızı sandık. Çağdaş topluma kendimizi kabul ettirebildiğimizi, toplum nazarında yobazlıktan kurtulmanın tek yolunda yürüdüğümüzü zannettik… Ama yanıldık… Zira Allah’ın istediği gibi yüreğimize sinen şekliyle, takva ile bezenerek örtünmek en hakk, en doğru olandır…

Başla beraber haramdan sakınarak gözleri; dedikoduya, kötü söze, suizana  kilitli tutarak dili; fitneden, ifrad ve tefridden uzaklaştırarak yüreği örtmektir aynı zamanda örtüyü tamamlayan…

Ne yazık ki bizler, Mukaddes Kitab’ı hep okuduk, okuduk, okuduk ama anlamayı/yaşamayı hiç denemedik. Denemek için adım atmayı bile denemedik… Oysa Allah, şayet bir adım atarsan koşarak geleceğim demiyor muydu bizlere kardeşlerim…

İkrar edip duran dilimizin ötesine geçemedi maalesef Rahman’dan gelen vahiyler.

”Mü’min kadınlara söyle; ‘Gözlerini harama çevirmekten kaçınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini yakalarının üstünü kapatacak şekilde koysunlar…”(Nur/31)

“Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle; onların özgür ve iffetli tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”(Ahzab/59)

Son derece açık ve net olan ayetleri evirdik, çevirdik, eğdik, büktük tam istediğimiz hale getirip uymayı tercih ettik. Kur’an’a uymadık, Kur’an’ı kendimize uydurduk çoğu zaman…

Hz. Aişe, “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye, Yüce Allah, ‘Mü’min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar’ ayetini indirince, onlar eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örttüler” der.(Buhari, Tefsir-u Süreti’n-Nur 13; Ebu Davud, Libas 33)

Cevaplar, yapmamız gerekenler, örnekliklerimiz gözümüzün önüne bir bir gelse de ‘kör’ olmayı seçtik bazen. Çünkü nefsimiz ‘kör’ kalmayı sevdi… Çünkü şeytan en rahat nefsimiz üzerinden yaklaştı ve işledi vesveselerini beynimize/yüreğimize; “Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’,
Sonra ona fücurunu ve ondan sakınmayı ilham edene andolsun.
Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
Ve onu isyanla, günahla, bozulmalarla örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.”(Şems/7…10) ayetinden de anlaşıldığı üzere Rahman, nefsini temizleyenle, temizlemeyenin arasındaki uçurum farkı gözler önüne seriyor….Bizlerin ‘kör’ kalmayı tercih ettiği bazı durumlarda da yine en güzel ve en açık şekliyle Allah, bu yöndeki kusurumuzu ve ‘diğerlerinden’ ayrıştığımız noktayı örneklendirerek belirtiyor Kur’an’da;

“Kör olanla gören bir değildir,
Karanlıkla aydınlık,
Gölge ile sıcaklık da,
Diri olanlarla ölüler de bir değildir.”
(Fatır/19…22)

Rahman’ın insanlığa bahşettiği muhteşem Kitab’ta çizilen sınır ve çizgileri aşarak, Hz. Resul’un (s.a.v.) riyadan uzak, sadelikten yana yaşam ve giyim tarzını örnek almayarak; sünneti yerine getirmemek, yaşamımıza aşılamamak bizleri gölgeden, aydınlıktan, diri olan müslümanlardan ayırıyor…
Allah bilir ya, bizler bu şekilde, bu bilinçte ve zihniyette takılı kalırsak şayet kaçınılmaz sondan nasibimizi alacağız…
Rabbim tez zamanda örtülerimize, zihinlerimize, yüreklerimize diriliş/uyanış versin ve bizleri yakıtı insanlar ve taşlardan olan ateşten korusun…

Vesselam…

 


 

kaynak: http://www.ozgunyuruyus.com/yazar.asp?yaziID=1615