Giriş Formu




Hangi Din? PDF Print E-mail

Geçenlerde bir arkadaşım “Yahu bu ne biçim bir din.” diyerek bir serzenişte bulundu. Hangi mezhebe tabi olayım, hangi tarikata başvurayım. Hocaların çoğu apayrı şeyler söylüyor, hangisine inanayım. Gerçekten de haklıydı. Belki bazılarına bu söz biraz ağır gelecek ama ne yazık ki bugünkü Müslümanların çoğu dinine yabancı olarak yaşamakta ve dinini bilmemektedir!
Diyeceksiniz ki “Bu nasıl olabilir?” Gelin hep beraber doğruyu aramaya ve bulmaya çalışalım.

  Bundan 1400 yıl önce Mekke’de yaşayan 40 yaşında dürüst, erdemli, ahlaklı ve adaletli birine yani Muhammet (sav)’e Allah peygamberlik verdi. O da içinde yaşadığı ortamın adaletsizliğini, haksızlığını ve yanlışlığını Allah’ın vahyi yardımıyla yanındakilere, dostlarına, akrabalarına, şehrine, ülkesine, komşu ülkelere kısacası erişebildiği her yere doğru olanı anlatmaya ve haksızlıklarla mücadele etmeye çalıştı. Yani kısacası onlara;
“Oysa kendilerine yalnızca Allah'a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O'na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları ve karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu. Çünkü bu, doğruluğu kesin ve açık olan bir ahlaki değerler sistemidir.” (Beyyine/5) demişti.

Tabii bundan rahatsız olanlar oldu.
Kimdi onlar?
— Zamanın zenginleri
—Atalarının dinlerinin arkasından gidenler
—Büyü, sihir işiyle uğraşanlar
—Mevcut durumdan menfaat sağlayanlar.

  Evet, peygamberimiz (sav) bunları rahatsız etti. Niye? Çünkü yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi ahlaki değerler üzerinde duruyordu. Peki, bunları niye rahatsız etti? Çünkü onlara; atalarından öğrendikleri dinin yanlış olduğunu, zenginlerin sömürüyle zenginleştiğini, Bilal (ra)’in ve Ebu Cehil’in aynı haklara sahip olduğunu ve bütün insanların da eşit ve özgür olması gerektiğini söylüyordu. Yani kısacası o toplumun kabul ettiği bütün değerlerinin tartışılması için kapı aralıyordu. Üstelik kimseden hiçbir şey istemeden…
“Sizden bu hakikat bilgisi için hiçbir karşılık istemiyorum. Unutmayın ki o (Kur’an) bütün insanlığa bir öğütten ibarettir.’’ (En’am/90)
‘’Bu (Kur’an) insanlar için bir açıklama Allah’tan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.’’ (Âl-i İmran/138)
Peygamberimiz (sav) bu ahlaki değer ve öğüdü yani Kur’an’ı insanlara anlatarak o zamanın Asr-ı Saadeti’ni oluşturdu.
Bu arada Kur’an’ı nasıl anlayacağız o gizemli, anlaşılmaz ve sadece bazılarının yardımıyla anlaşılabileceğini iddia eden zihniyete de çok güzel bir cevap verildi.

 ‘‘And olsun ki biz Kur’an’ı zikir (öğüt, düşünme ve hatırlama) için kolaylaştırdık. Hiç düşünen yok mu?’’ (Kamer/32)

  Şimdi bizim zamana gelelim. Peygamberimizin (sav) vefatından sonra dinimizin daha iyi anlaşılması için 1400 yıllık İslam tarihinde zamanın ulemaları, hocaları, âlimleri, mollaları kendi fikir ve düşüncelerini anlatmış yani hedefe ulaşmak için bizlere bir yol gösterdiler. Ama ne yazık ki biz hedefe ulaşmak yerine bu yolda ikâmet edip hedefi unuttuk. Tıpkı Ali Şeriati’nin dediği gibi;

 “Bizim için Kâbe çok değerlidir. Bizi Kâbe’ye ulaştıran bir yol düşünün. Bu yol bizi maksada ve hedefe ulaştıran tek yol olduğundan dolayı değerlidir. Eğer benim bu yola olan şiddetli aşkım ve fedakârlığım yüksek düzeyde olursa ir anlam ifade eder. Yoksa bu yolu ben kendi âlemimde bir gezinti yeri telakki ederim! Bir kimse eğer gittiği yolu kendisi için bu düzeyde ve kıymette telakki ederse, yola değer vermiş ve o yolu yüceltmiş olur. Yol insanların rahatça gidebilmeleri için düz olmalıdır. Ama gezinti yeri (mesire) olarak telaki olunursa yolun sadece düz olması yetmez. Ağaçlandırılması, çimlendirilmesi ve süslenmesi de gereklidir. Hâl böyle olunca bir araç olması gereken yol asıl gayesinden sapmış ve inhiraf etmiştir. Artık bir yol olmaktan çıkmıştır.’’

 

  Bugün dinimizi daha iyi anlayabilmemiz için uğraştığımız meselelerin çoğu Peygamberimiz (sav) zamanındaki sahabelerin sorunu veya öğrenmeleri gereken bir bilgi değildi. Şu anda yaşayan bir Müslüman; mezhepleri araştırıp öğrenmesi, tarikatların gerekliliği, mesnevi iyi mi kötü mü, tasavvufu gerçekten ne olduğu, bazı hocaların günahları bir çırpıda sıfırlaması, Peygamberimizin sahih olmayan hadislerin ayıklanması gibi sorunlarla uğraşırken, acaba onlar buna benzer tartışmaların içinde miydi?
İnanın ki Ebu Bekir (ra) tasavvufun ne olduğunu bilmiyordu. Ömer (ra) kaç hak mezhep olduğunu bilmiyordu. Ali (ra) Şiiliğin ne olduğunu bilmiyordu. Ebu Zer (ra) hiçbir tarikata mensup değildi. Osman (ra) mesnevinin ne olduğunu bilmiyordu. Yâsir ailesi, işkence altında şahadet ederken yıllar sonra her namazdan sonra 12 İhlâs süresini okuyanın bütün günahlarının affedileceğini düşünmüyordu. Ammar b. Yâsir (ra) şehit olduğu ana kadar hiçbir türbe ziyaret etmemişti.

 

Evet, İslam’ı tam anlamıyla yaşayan bu sahabeler Asr-ı Saadet’de Allah yolunda cihat edip hayatlarını sadece Kur’an’ın ahlakı değerleri ile yoğurmuş ve yaşamışlardı.
Ama ne yazık ki bizler onların bilmediği ve haberdar olmadığı meselelerle dini ve ahlaki anlamaya çalıştığımız için her kafadan ayrı bir ses çıkıyor ve sonuçta anlama çabaları istenilen sonuçları bir türlü veremiyor. Asıl üstünde durmamamız gereken şeye, yani Kur’an’a ne yazık ki odaklanamıyoruz.
İşte bütün mesele bu. İnşallah bir gün Allahu Teâlâ, bizlere Peygamberimizin (sav) ve arkadaşlarının anladığı şekilde Kur’an’ı anlamamızı ve yaşamamızı nasip eder.

 

Benzer sorunları gören birkaç değerli âlimin sözlerini yazarak yazımı noktalamadan önce tek Allah, tek din, tek kitap etrafında birleşmek ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılan bir ümmet olmak ümidiyle. Vessalam.

 ‘’İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa, bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır. Müslümanların bu asırda Kur’an’dan başka imamları yoktur. Ezher’de okutulan ve hepsi birbirine benzeyen kitaplar var olduğu müddetçe, bu ümmet ayağa kalkamaz. Ümmeti ayağa kaldıracak ruh, ilk dönemde hâkim olan Kur’an ruhudur. Kur’an dışında her şey! Kur’an’ı bilmek ve yaşamak arasına konmuş engellerdir.’’ (Muhammed Abduh)

 

 ‘’Eğer İslam’dan maksat Kur’an ise, ortada İslam diye bir şey olmadığını söylemek durumundayız. Çünkü Kur’an bugün göklere çekilmiş ve yeryüzündeki İslam’ın onunla ilgisi kalmamıştır.’’ (Mehmet Akif Ersoy)

 

 ‘’İslam; ne bugünkü Müslümanların tavır ve yaşayışları, ne İslam tarihinin şu veya bu dönemi, ne de İslam adına kaleme alınan şu veya bu kitabın anlattıklarıdır. İSLAM KURAN’DIR.’’ (İsmail Farûkî)


Nadir ÖZDAŞ