Dua, kul ile Allah arasında aracısız bir iletişim durumudur ve insanın mutlak güç ve ilim sahibi olan Allah’a yönelme halidir. Kısaca dua, Allah’a inancın davranışa dönüşmüş şeklidir.

Hak ya da batıl olsun tüm dinlerde, insanın var olduğu her yerde duanın olduğu görülmektedir.

“Dua ettiğinizde putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. Siz onlara benzemeyin. Çünkü Babanız nelere gereksiniminiz olduğunu daha siz O’ndan dilemeden, önceden bilir. Bunun için siz şöyle dua edin :

Göklerdeki Babamız;

Adın kutsal kılınsın.

Egemenliğin gelsin.

Gökte olduğu gibi yeryüzünde de

Senin istediğin olsun.

Bu gün bize gündelik ekmeğimizi ver.

Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi

Sen de bizim suçlarımızı bağışla.

Ayartılmamıza izin verme.

Kötü olandan bizi kurtar.

Çünkü egemenlik, güç ve yücelik

Sonsuzlara dek senindir, Amin

(Matta 6:7-13)

Duamı işit, ya Rab, yalvarışlarıma kulak ver! Sadakatinle, doğruluğunla yanıtla beni!… Ellerimi Sana açıyorum, canım kurak toprak gibi Sana susamış. Çabuk yanıtla beni, ya Rab, tükeniyorum. Çevirme benden yüzünü, yoksa ölüm çukuruna inen ölülere dönerim. Sabahları duyur bana sevgini, çünkü Sana güveniyorum; bana gideceğim yolu bildir, çünkü duam Sanadır. Düşmanlarımdan kurtar beni, ya Rab; Sana sığınıyorum. Rızanı işlemeyi bana öğret, çünkü Sen benim Allah’ımsın. Senin iyi ruhun düz yolda bana öncülük etsin! Ya Rab, adın uğruna yaşam ver bana, doğruluğunla kurtar beni sıkıntıdan. (Mezmurlar, 143:1, 6-12)

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulsunlar. (Bakara Suresi ,186)

Dua nedir?

Dua, Adem’i ve Havva’yı helakten kurtarıp onlara, Allah’a kulluk etmek için bir şans daha vermektir.

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz.” (Araf Sures ,23)

Dua, Yunus peygamberin balığın karnından kurtarılması için bir vesiledir.

Zünnûn’u da (Yûnus) zikret! Hani öfkeli bir halde geçip gitmiş, bizim kudretimizin kendisine yetmeyeceğini zannetmişti. Sonunda karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım!” diyerek yalvardı. Bunun üzerine duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz iman etmiş olanları böyle kurtarırız. (Enbiya, 87-88)

Dua, Nuh’un kaybedenlerden olmasına bir engeldir.

Nûh rabbine şöyle seslendi: “Ey rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin en âdilisin” dedi. Allah buyurdu ki: “Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı iyi olmayan bir iştir. Sakın hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi benden isteme! Ben cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum. Nûh dedi ki: “Ey rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!”(hud,45-46-47)

Dua, Yusuf’un zinadan zindana hicret etmesidir.

Yusuf dedi ki: “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer sen, bu kadınların tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben onların tuzağına düşerim ve cahillik edenlerden olurum.” Bunun üzerine Rabbi, onun duasını kabul buyurdu da ondan onların tuzaklarını bertaraf etti. Muhakkak ki O, evet O, hakkiyle işiten, hakkiyle bilendir.” (Yusuf, 33-34).

Dua, Lut Peygamberin haddi aşan bir topluluktan kurtulmasıdır.

Lût “Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğz edenlerdenim.” “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.” Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. Sonra diğerlerini helâk ettik.” (Şuara, 169-172)

Dua, Eyyub Peygamberin hastalığının, şifasıdır.

Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu” diye Rabbine seslenmişti. (Sad, 41)

Eyyub da; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: “Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.” Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya, 83- 84)

Dua, Süleyman Peygambere bir armağandır.

Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad, 35)

Özetle dua: Kurtuluştur, şifadır, armağandır, hidayettir, hicrettir, kötülüklere engeldir.

Ve dua, yalnızca istemek değildir. Dua:

Allah ile rabıtanın temelidir.

Allah’a göre, zifiri karanlıkların aydınlık, anlamsız fısıltıların yüksek sesle okunan yalın bir edebi metin olduğuna ve kimsenin kendisini görmediğine ve işitmediğine inandığı durumlarda bile Allah’ın, her daim kulunu gördüğüne ve işittiğine inanmaktır.

Kulun, Allah’ın kendisine şahdamarından daha yakın olduğunu bilmesidir.

Siyasi, ekonomik, askeri, sosyal, kültürel, ailevi, hastalık vs. her türlü problemin çözümünün yegane kaynağı olarak Allah’ı bilmektir.

Kulun; ırk, cinsiyet, mezhep, aşiret, coğrafya vs. Ayrımı yapılmaksızın Allah’ın inanmış her kulunun yakarışına icabet ettiğine ve bununla beraber bu tür farklılıkların Allah tarafından üstünlük sebebi olarak görülmediğine inanmasıdır.

İcabet edildiğinde Allah’ın zaman, mekan, maddiyat, enerji vs. gibi durumlarında bir kaybının olmadığına inanmaktır.

Dünyada bütün mahlukata merhamet eden ve şefkat gösterenin, bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayanın, her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaranın, karşılıksız hibeler veren ve ihtiyacını karşılayanın, her türlü tehlikelerden selamete çıkaranın, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunanın, gizli açık her şeyi en ince detaylarına kadar bilenin, şeref verip yükseltenin, kullarını en fazla seven ve sevilmeye en layık olanın, her zaman her yerde hazır ve nazır olanın, her şeyin muhtaç olduğu ve hiçbir şeye muhtaç olmayanın, bütün kainatı idare edenin Allah olduğuna inanmaktır.

Kuran’a göre insanın, varlık sebeplerinden biridir. (Furkan, 77)

Kişinin, manen yücelip, zihnen ve bedenen güçlenmesi, sıkıntı ve korkulardan kurtulmasına, tahammül gücünün ve mücadele azminin artmasına ve kendisini ifade etmesine destektir.

Kainattaki bütün mahlukatın yönelmiş olduğu otoriteye yönelip kainat ile uyumlu hale gelmektir.

Her türlü problemin, o anda olmasa bile bir çözümünün olacağını umut etmektir.

Kişinin, nerde olursa olsun, ne yaparsa yapsın yalnız olmadığını hissetmesidir.

Kulun, günahkar olmasının ölçüsüne bakılmaksızın, Allah ile bağının hiçbir zaman kesilmeyeceğine inanmasıdır.

Günahları affedenin yalnızca Allah olduğuna iman etmek ve ondan başka otoriteleri reddetmektir.

Günahlardan arınmak için bir anahtar, affedilmek için Allah ile yapılan bir sözleşmedir.

İmtihanda duyarlı olmanın ilk basamaklarındandır.

Kendisine kulluk edilecek yegane varlık olan Allah’a en üstün saygı ve en büyük tevazu ile yüzünü, geri kalan her şeye ise ardını dönmek yani ibadettir. Hatta “ibadetin özüdür”. (Tirmizi)