İnanç unsurları ile içinde yaşanılan reel toplumsal ve siyasal hayat uyumlu değilse n’olacak?

İki seçenek kalır; ya toplumsal hayat inanç unsurlarına göre düzenlenip düzeltecek yada, inan unsurları yaşanana hayata uyumlu hale dönüştürülecek.

İki şıkta bir şekilde bir ‘sünnete’, yaşam tarzına, sosyo-siyasi örgütlenmeye, hukuki kurallara uymayı gerekli kılıyor. Çağdaş dünya düzeninin sünnetiyse, günlük hayattaki ferdi tercihler dahil her şeye hükümran.

Depresyon bu ikili şartlarda sardı bünyeyi çünkü ne yârdan vazgeçilebiliyor ne serden.

Tıp diyor ki; insan kaza, iflas, ölüm gibi şok bir durumla karşılaştığında durumu kabullenemez, şaşkınlaşır, intihara meyilli hale gelir. Bu sırada beyin vücuda bir salgı salar uyuşturur, duyarsız yapar..

Bu hali insan kendisi bilemez ama verdiği her kararda, yaptığı her işte hata edermiş doğru zannederek. İşte bu durumu çevresi fark etmeli, tedbir almalıymış. Çevre; akil değilse n’olacak?

Olacak olanla ölüme engel olunamaz; kadere rıza Allahtan razı olmaktır; amenna ve saddakna. Lakin;

Müslüman toplumda ileri gelen salihler yok olmuşsa, âlem alimsiz kalmışsa depresyondan çıkış yok; uyuşma hali sürecek, doğru diye yanlışlar hüküm ferma olmaya devam edecek.

Yani; içinde yaşanılan laik karekterli kapitalist nitelikli toplumsal hayat doğal/gerçek kabul edilecek, bu gerçeklikten hareketle dini anlayış fesadın hükümran olduğu yaşayışa uyarlanacak. Ta ki içimizden çevre/salihler çıkana kadar.