Biz Müslümanlara farz kılınan oruç Ramazan orucudur. Ramazan orucu hicretin ikinci senesinde Şaban ayında farz kılınmıştır. Buna göre Peygamber efendimiz ve Müslümanların ilk tuttukları Ramazan orucu hicretin ikinci senesinde olmuştur.

Orucun farz kılındığı belirtilen ayet-i kerimede: "Ey İman edenler oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin üzerinize ede farz kılındı." (Bakara, 183) buyrulmuştur.

Buna göre oruç sadece Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmetine değil, daha önceki peygamberlerin ümmetlerine de farz kılınmıştır. Nitekim ayet-i kerimenin tefsirinde ilk Peygamber Hz. Adem (a.s.)'dan itibaren bütün peygamberlere oruç ibadetinin farz kılındığı belirtilmiştir. (Nesef\u00ee, Medarik, I, 151)

Ayet-i kerimede, bize farz kılınan oruç, önceki ümmetlere farz kılınan oruca benzetilmiştir. Bu benzetme, tefsir kitaplarında belirtildiğine göre; ya farz olma yönünden veya orucun tutuluş şeklinde, yahut tutulan orucun miktarında, ya da vakitte olabilir. Bunu biraz açalım:

Söz konusu benzerlik farz olma yönünden olabilir. Yani onların oruçlarıyla bizim orucumuz arasındaki benzerlik sadece farzıyet yönünden olabilir. Oruç bize farz kılındığı gibi onlara da farz kılınmıştır.

Veya benzerlik orucun tutuluş şeklinde olabilir. Bizim orucumuz nasıl ki tan yerinin ağarmasından itibaren güneşin batmasına kadar yemek, içmek ve cinsel arzuları terketmekten ibaret ise, önceki peygamberlerin ümmetlerine farz kılınan oruç da böyle idi.

Ya da benzerlik tutulan orucun miktarında olabilir. Yani oruç bize senede bir ay farz kılındığı gibi onlara da senede bir ay farz kılınmıştır.

Yahut da bu benzerlik vakitte olabilir. Yani bize farz kılınan oruç Ramazan ayında olduğu gibi, diğer ümmetlere de Ramazan ayında farz kılınmıştır. Nitekim Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (r.a.)'dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz (s.a.v.):

"Ramazan orucunu Allah sizden önceki ümmetlere de farz kıldı." (İbn Kesir, Tefsir, I, 213) buyurmuştur.

Hz. İsa babasız olarak dünyaya geldiği zaman Hz. Meryem validemiz, halkın, kendi aleyhinde kötü zan besleyeceğinden dolayı üzüntü içerisinde idi, ne yapacağını bilemiyordu. Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerimde onu teselli ederek şöyle buyurmuştu:

"Artık ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer her hangi bir insan görecek olursan de ki: Rahman/rahmet ve merhameti herşeyi kuşatan Allah için oruç adadım. Bugün hiçbir insanla konuşmayacağım." (Meryem, 19/26)

Bu ayetten İsrail oğulları içerisinde oruç ibadetinin olduğu anlaşılmaktadır.

Peygamber efendimiz Hz. Davud (a.s.)'dan bahsederken: "Yüce Allah'a en sevimli olan oruç Davud (a.s.)'ın orucudur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı." (Nesa\u00ee, Sıyam, 69) buyurmuştur. Demek ki önceki dinlerde, bu arada Yahudilik ve Hristiyanlıkta da oruç ibadeti vardı. Ama Yahudiler ve Hristiyanlar zamanla dinlerinin bir çok hükümlerini değiştirdikleri gibi, oruç ibadetini de değiştirmişlerdir. Yahudiler gününü azaltmışlar, Hristiyanlar da şeklini değiştirip önce bazı gıdaları almamak suretiyle perhiz şekline sokmuşlar, sonra da gününü çoğaltmışlardır.

Kureyş cahiliyye döneminde aş\u00fbre günü oruç tutardı

Ramazan orucu farz kılınmadan önce de Peygamber efendimiz ve Müslümanların oruç tuttuklarını çeşitli rivayetlerden öğreniyoruz. Buhari, Müslim ve Ahmed b. Hanbel Hz. Aişe validemizden şöyle rivayet etmiştir: "Kureyş cahiliyye döneminde aşure günü oruç tutardı. Hicretten önce Hz. Peygamber de o gün oruç tutardı. Hicretten sonra da bu orucu tutmaya devam etti ve ashabına da tutmalarını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca aşure orucunu bıraktı." (Tecr\u00eed-i Sarih Tercemesi, VI, 307) Muharrem ayının onuncu gününde tutulan oruca aşure orucu denir. Ramazan orucu farz kılınmadan önce bu orucun hükmünde, yani farz mı, vacip mi, sünnet mi olduğunda İslam alimleri ihtilaf etmişlerdir. şöyle ki: Cumhura, yani İslam alimlerinin çoğunluğuna göre Ramazan orucundan önce Müslümanlara hiç bir oruç farz kılınmamıştır, ilk farz kılınan oruç Ramazan orucudur.

Hanefi alimlerine göre ise Müslümanlara ilk farz kılınan oruç aşure orucudur. Sonra Ramazan orucu farz kılınmıştır. (el-Menhel, X, 20)

Ramazan orucu başlangıçta sahurdan sonra imsak vaktinde değil, yatsı namazından sonra başlıyordu. Yatsı namazını kıldıktan sonra artık yemek içmek ve kadınlarla cinsi münasebette bulunmak haramdı. Bu konuda İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet edilir:

"Başlangıçta Hz. Peygamber (s.a.v.) devrinde insanlar yatsı namazını kılınca kendilerine yemek, içmek ve hanımlarıyla cinsi münasebette bulunmak haram kılınmıştı. Yatsıdan itibaren ertesi gün akşamına kadar oruç tutarlardı. Bir adam yatsı namazını kıldığı halde kendine hakim olamayıp hanımıyla cinsi münasebette bulundu ve orucunu yemedi. (Fakat bu hareketine çok üzüldü, durumu Resulullah (s.a.v.)'e anlattı). Bunun üzerine Allah teala bu olayı diğer müminler için de bir kolaylık, ruhsat ve menfaat kılmayı dileyip: "Allah sizin nefislerinize güvenmeyeceğinizi biliyordu." (Bakara, 187) buyurdu. Bu, Allah'ın insanları faydalandırdığı, onlara ruhsat verdiği ve artık orucu kolaylaştırdığı şeylerdendir. (Ebu Davud, Savm, 1)

İbn Abbas'ın işaret ettiği Bakara S\u00fbresinin 187. ayetinin tamamının anlamı şöyledir:

"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (Ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği/aydınlığı, siyah ipliğinden/karanlığından ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar."

Bir de akşamleyin iftar etmeden uyuyan kimse, uyanınca artık ertesi gün akşamına kadar bir şey yiyemezdi. Sahabe-i kiramdan Bera' b. (r.a.) şöyle anlatır:

"Oruç tutan bir kimse iftar etmeden uyuduğunda artık ertesi gün akşama kadar bir şey yiyemezdi. Ensardan Sırma b. Kays oruçlu idi, akşamleyin hanımının yanına geldi ve:

"- Yanında yiyecek bir şey var mı?" diye sordu. Hanımı:

"- Yok ama senin için gidip bir şey getirebilirim." dedi ve gitti.

Sırma'yı uyku bastı hemen uyuyakaldı. Daha sonra hanımı geldi (kocasını uyumuş görünce):

"- Vah, yazık oldu sana." dedi.

(Sırma bir şey yeyip içmeden ertesi gün oruç tutmaya devam etti.) Gün yarı olunca dayanamadı, bayıldı. O gün tarlasında çalışıyordu. Durum Resululah (s.a.v.)'e haber verildi. Bunun üzerine Bakara suresinin 187. ayeti indi." (Ebu Davud, Sıyam, 1) Fıkıh kitaplarımızda belirtildiğine göre artık Ramazan orucu farz kılındıktan sonra aşure orucu sünnet olarak kalmıştır. Fakat yalnız on Muharrem'de oruç tutmak mekruh olup dokuz ve onunda veya on ve onbirinde oruç tutmak sünnettir.

Farziyetinin delili

Oruç İslamın beş şartından biridir. Şartlarını taşıyan her müslümanın Ramazan ayında oruç tutması farzdır. Farzıyeti Kuran-ı Kerim ve Peygamber efendimizin sözlü ve fiili sünneti ile sabittir. Kuran-ı Kerimde oruç hakkında şöyle buyrulur: "Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılındı. Umulur ki oruç sayesinde kötülüklerden sakınırsınız/Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varırsınız." (Bakara, 2/183)

Sünnetten delili, yani Ramazan orucunun farzıyetini ifade eden hadis-i şerifler, çoktur. Biz sadece aşağıdaki hadis-i şerifi nakletmekle yetineceğiz. Oruç İslamın beş temel esasından biridir. Peygamber efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:

"İslam beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka hic bir mabud olmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadette bulunmak/tanıklık etmek, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak " (Buhari, İman, 2; Müslim, İman, 8)