Güç, gücü elinde bulundurmak, gücü kullanmak, gücü kullandırmak insan için zor olan bir sınavdır ve bunun sonu toplumları ve inançlarını etkiliyecek bir hale gelebilir.

Gücün baş döndüren çok tehlikeli bir etkisi vardır ve bu herkesin eline geçmemesini gerektirir. Güç dediğimiz olgunun bir çok çeşidi ve orantısı vardır, bu da insanların durumları ve makamlarıyla alakalıdır; paraya bağlı güç, aşirete bağlı güç, isme, yani nama bağlı güç, makama bağlı güç, bilgiye bağlı güç, çevrenin iltifatının dayandığı güç gibi daha da fazla sayılabilecek çeşitleri vardır. Belkide bunlardan en tehlikesi ve toplumlara sirayet edebilecek olanı makama dayalı olan güçtür. Makam sayesinde elde ettiğiniz gücü düzgün kullanmazsanız ve iyi niyetle de olsa az bir şey imtiyazlı kullanır veya kullandırırsanız bu makasın açılmasını sağlayacak ve açılan kapıdan sizin de istemediğiniz kötülüklerin girmesine neden olacaktır. Burada anlatmak istediğimiz şey, insanın iyi niyetli olmasının gücü iyi kullanmak için yetmiyor olmasıdır. İyi niyetin yanında sağlam dirayet, ileriyi görebilen bir göz, olacakları hesaplayabilen bir kafa, sağlam ve iyi niyetli aile efratı, sağlam ve iyi niyetli istişare heyeti, sağlam ve iyi niyetli tanıdık çevresi gerekiyor,hatta inaçlı ve dirayetli kalabalıklarda olmalı ki size gücü düzgün kullanmada yardım etsinler.

 

Bizler, yani günümüz müslümanları gerçek islamı yaşayamıyor ve gerçek islamı bulamıyorlarsa işte bunun asıl nedenlerinden birisi de sahabe zamanında bu gücün yanlış kullanılması ve bazende yanlış insanların eline geçmesi yüzündendir. Bunun ilk örneği Hz.Osman'dır.

Hz.Osman ile  makas öyle bir açıldı ki ve bir daha kapanması mümkün olmayan geldi. İslam ümmetini hakkıyla yönetmiş ve bu yönetmenin bir zihin sistemini bırakmış olan bir Ömer varken önünde, O'nun sistemini değiştirmeye kalkmış ve akraba taassubu ağır basmış, taassubu değilse bile akraba güveni ağır basmış bir düşünce ile sistemi akrabaya dayalı, hatır eksenli bir hale getirmiş olan Osman, gücü bu şekilde yanlış kullanması sonucu bir daha hiç düzelmeyecek bir fitne veya ayrılık bırakmıştır ümmete.

Tabiki milyarların, nesillerin ve toplumların dinini etkileyecek bu yanlış güç kullanımının elbetteki yüzyıllar süren bir etkisi olacaktır. Bu ateşlenen  yerden bir daha hiç sönmeyecek bir yangın çıkmıştır ki, bunu yapmayı da kolay kolay kimse başaramazdı. İşte, makam gücünün ne kadar tehlikeli olduğunun en büyük kanıtı.

Osman'ın yanında, onun bu gücü düzgün kullanmada yardım edecek iyi niyetli ve dirayetli bir aile efratı yoktu, ama, iyi ve dirayetli istişare heyeti ve iyi bir toplum vardı, lakin O, bunlar yerine akrabalarını dinledi. Osman'ın çok takvalı olması, malını Allah yolunda harcaması O'nun halifeliği de iyi yapacağı anlamına gelmiyordu. Belki de ilk hata bunları iyi gözlemlemeyip O'na halifeliği verenlerin hatasıydı. Ümmete bir halife seçilmesi daha dikkatli ve daha çaplı yapılmalıydı, hatta Ömer yaşarken geniş zamanda bu araştırılarak daha sağlam bir kararla halife adayı belirlenmeliydi. Şimdi bunu okuyanlar dan belki de 1400 sene sonra konuşmak senin için çok kolay, sen Osman'dan ve sahabeden daha mı iyi biliyorsun diyenler olacaktır ki genel anlamda haksız da değiller ama günümüzde yaşanan islamsızlığı sorgulamak, yanlışları tespit etmek de islamı yaşayamayanlar olarak da bizlerin görevidir diye düşünüyorum.. Biz, güç denen olguyu tanımazsak onu kontrol edemeyiz, kontrol edemediğimiz güç de artık bizi kontrol etmeye başlar bu da adaletsizliği, haksızlığı ve bozulmayı meydana getirir. İslam adaleti, hakkı ve bozulmamayı emrederken siz, islamı istemediği şeylerle vurmaya başlarsınız.

Yanlışları ve hataları tespit etmek, daha iyi bilmek anlamına gelmiyor, bunu sadece gördüğü resimdeki hataları tespit etmek olarak düşünürsek o zaman bir yerleri yüceltmek ve korumak için çaba sarfetmez, daha iyisini ortaya koyma derdine düşeriz diye düşünüyorum.

Peygamberimizin bizlere sistem olarak kurup bıraktığı yönetim emaneti daha dikkatli bir şekilde yönetilse idi, toplumun bazı kesimleri tarafından yandaş taasubuna dönüştürülmeseydi, zannediyorum islam bugüne daha temiz bir şekilde aktarılabilinirdi. Ömer zamanında, Ömer'in daha dikkatli korunması, daha yaşarken O'ndan sonrası için bir hazırlık yapılması, Osman'ın bu zaafının bilinip bundan dolayı O'nun seçilmemesi, hadi seçildi, o zaman tek adam yerine kontrollü bir güç verilmesi gerekmezmiydi, arap milliyetciliği veya kavmiyetciliğini öne çıkaranların önlerde olmalarının engellenmesi zaruriydi. Bundan sonra, eğer Osman uyarıları dikkate alsaydı ve dikkate alınması için çevresi tarafından daha da fazla çaba harcansaydı acaba nasıl olurdu!?

Ali'nin seçimi ayrı bir sıkıntı. Hadi seçildi, Ömer'in oğlunun cezasının verilmemesi, halkın halifenin her işine karışmaya çalışması başka bir dertti. Bir valinin halifeye karşı gelmesi, gücün insanı nasıl kendine bağımlı hale getirdiğinin ayrı bir örneğidir. Diğer müslümanların, bu valinin halifeye karşı gelmesine destek vermeleri, hatta halife ordusuna karşı savaşta vali tarafına geçilmesi...Bu vali tarafına geçmenin nelere yol açacağını ve bu olaydan sonra kavmiyetciliğin, milliyetciliğin islamın yerine geçmeye başlamasını görmeleri gerekiyordu ve bunun önüne geçilmesi için daha dikkatli olmaları gerekiyordu ama zamanın konjonktürel durumu belki de buna müsade etmedi diyerekte olaya bakabiliriz.

Daha sonra, sağolsun! Osman'nın akrabaları sayesinde Emevi saltanatı kurulup islam tamamen gerçek anlamından uzaklaştırılıp saltanatın gücüne feda edildi, bu uğurda gerçek bir çok müslüman şehit edildi, bunun sonucunda hayattan çıkarılan islam sadece ibadet emreden bir din haline getirildi. Emevi'lerden sonra Abbasi'ler geldi ama onlarda aynı zihniyeti başka isim ve kimlikle devam ettirdiler. Bundan sonra artık kavmiyetciliğe ve saltanata bağlı arap kültürü taşıyan bir islam fethedilen toplumlara aktarılmaya başlandı. Artık gömlek bir daha hiç düzgün iliklenmeyecekti ve gerçek islam bir daha ayağa hiç kalkamayacaktı. İşte türklerin, araplardan almış olduğu islam buydu, bu alınan din islam zannedildi, bir de buna türklerin eski dinlerindeki kırıntılarda katılınca içinden çıkılamaz bir din yaşanmaya başlandı ama adı islam idi.

Güç dediğimiz kavramın ne kadar tehlikeli olduğunu görüyoruz Bu kadar büyük güçlerin bir tek insan eline vermek yerine daha kontrollü bir hale dönüştürülmesine, güç sahiplerinin kutsanmaması gerektiğine, kim olursa olsun hata yapabileceği bilerek ona göre değer atfedilmesi gerektiğini, adaletten ve haktan uzaklaşıldığında insanın ismi ve hatırı yerine, Allah için adalet ve Hak tarafının seçilmesi gerektiğini bilmemiz gerekiyor demek için olayı en kutsal sayılan sahabelerden getirdim ki; olay, güç ve makam, ayrıca Hak ve adalet olunca müslüman duracağı yeri seçmeyi bilmeli. Duracağı yeri seçerken yanlış yaparsa bunun nelere yol açabileceğini ve vebalinin ne kadar büyük olacağını kısa bir yazıyla da olsa gözler önüne sermek istedim. Güç ve saltanat insana benliğini ve Allah'ı unutturabilir, bundan da adaletsizlik ve zulüm çıkar, dünya yaşanmaz olur. Gerçek güç sahibi olan Allah, adaletli ve merhametlidir.

Yazıların sonunda hep bir selam modası vardır ya, işte benim selamım da, adaleti ve hakkı insana feda etmeyen ve Allah'tan tarafı seçenlere olsun.