1. Tarihin ve toplumun dışından geldiği için şartlarla ve zamanlarla, kozmik kültürler ve dil imkanlarıyla kayıtlı ve bağlı olmayan vahiy/din, hangi çağda, tarihsel zamanlarda ve toplumsal şartlarda olursa olsun insanlığa geldiğinde, insanı muhatap aldığında, ilahi buyruklara göre hayatı ve toplumu yeniden düzenlemek, tarihi yeniden kurmak için geldi.

Din/İslam en son Kur’an ile tamamlandı ve hakikat ayan beyan bildirildi. Artık saklı gizli bir şey, keşfedilecek bir hakikat yoktur. Din hayattır, dine bağlı akıl ilimdir, sanattır, içtihattır. Din, hayatı nitelikli kılar, amacı tayin eder, dine bağlı aklı kalite katar.

İslam, kendisiyle son olarak insanlığa şahitlendirilerek öğretilip duyurulduğunda Hz. Muhammed, yerelden başlayarak tüm insanlığın inandığı ve değer verdiği ne kadar fikir, inanç ve ibadet şekilleri varsa reddetti. İçinde şirk ve bidat karışık tüm değerleri alt üst etti, dayanaklarını çürüttü. Kabile kavim bağlarını değersizleştirdi. Atalarını putperestlikle, kendilerini akılsızlıkla suçladı.

Hz. Muhammed, kabile başkanı ve sayılı zengin biri değilken, köleleri ve yönettiği ülkesi olan bir kral ve orduları olan bir komutan değilken, arkasında fedaileri ve destekçisi çoğunluk yokken, yani tek başınayken ve yapayalnızken başlattığı duyurusuyla, tüm insanlığı karşısına aldı; şu halinizle hepiniz sapık ve putperestsiniz, nankör ve cahilsiniz dedi. Hak olan benim yanımda, ben Allah’ın elçisiyim, bana tabi olunuz ki kurtuluşa eresiniz, dedi. Kendinden önce gelen kardeşlerinin devamı olduğunu bildirdi.

İnsanların çok azı hariç, dindarları dahil geri kalanların tümü ona karşı çıktı. Kabileler, başkanlar, devletler, komutanlar, zenginler tüm imkanlarıyla ve var güçleriyle ona karşı savaş ilan etti. Onu defalarca öldürmeye, ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiler. Söylediklerini saptırdılar. İftiralar attılar. Suçladılar. Bütün yolları tükendiğinde, istediklerini elde edemediklerinde uzlaşmak istediler. Sesini bu yolla olsun kesmek istediler.

Bu tarz denemelerden bir sonuç alamayınca nihayet ona teslim oldular çünkü, haklılığı ve cesaretiyle karşısında duracak hiç bir halleri kalmadı. Meşruiyetlerini yitirdiler. Sözlerini geçirecekleri ve yönetip yönlendirecekleri milletleri kalmadı.

Hz. Muhammed 13 yıllık Mekke hayatına geçici bir nokta koydu, nihai zafer kazanmak için Medine’ye hicret etti. Burada geçirdiği son 10 yıllık ömrü tamam olduğunda Avrupa büyüklüğünde bir coğrafyaya, bu denli büyük coğrafyada yaşayan milyonlarca insana hak ile, adalet ile, İslam ile hükmetti. Herkese hak ettiğini verdi. Fesadı engelledi.

Takipçileri, kısa sürede geri kalan dünyaya İslamı yaydı. Hükümranlık ettiler. Onlardan Peygamberi takip edenler, İslamla yüceldiler. Büyüklenip azanlar İslamı bozdular, cahiliye adetlerine geri döndüler, ayrılıp parçalandılar, zillete düştüler…

2. Kur’an nazil olduğunda Yahudi ve Hıristiyanlardan müteşekkil kitap ehlinin dinlerini, müşriklerin inançlarını, putperestlerin putlarını değersizleştirdi, iptal etti. İlahi buyruklardan bağımsız siyasi yapıları, başına buyruk idarecileri ortadan kaldırdı. Nankörlük temelli kavmi bağları, ırk-dil-coğrafya-tarih gibi üstünlüğe dayalı toplumsal dayanışmayı koparttı. Bunların yerine kendi dilini, hukukunu, değerlerini ve toplumsal siyasal modelini yerleştirdi. Kendi milletini inşa etti.

Son kitap olan Kur’an insanlara; bir daha eskiye, cahiliye adetlerinize dönmeyin, izzet bulduktan sonra zillete düşmeyin diye, tavsiye etti. Ailenize, komşunuza ve insanlara iyi davranın diye, emretti. Haksız yere öldürmeyi, zenginleşmek için çalmayı, birilerinin sırtına çıkıp yücelmeyi, ceberrutlaşıp yönetmeyi, yalan söyleyip aldatmayı, güçlenince akıllara ve boyunlara zincirler vurup insanları köleleştirmeyi haram etti…

3. Dinin nasıl anlaşılması ve yaşanması gerektiğini, kendisini Allah’ın bizzat otorite kıldığı Hz. Muhammed öğretti. Onun sünneti; kitabın doğru okunması, anlaşılması ve uygulanması için, insanların kitaptan nasıl istifade edeceğini göstermesi için, kendisinden sonra gelecekleri de bağladı.

Allah, kendisi ve meleklerinin ona salat ettiği gibi iman edenlere de, ona salat etmelerini emretti. Salat, onun getirdiği dine uymak, yaptığını desteklemek, dini onun gibi yaşamaktı. Çünkü tüm insanlar için ondan alınacak güzel örneklikler var. Dolayısıyla sünnet; insanların nelerde ittifak edeceğini, nerelerde birlikte hareket edeceğini, ayrılığa düşmemek için nelere dikkat edeceğini ve hatta ayrılığa düştüklerinde ihtilaflarını nasıl halletmeleri gerektiğini öğretip gösterdi…

4. Çağımızda pek moda olan anlayışa göre sünnet, kendi zamanı ve şartlarıyla geride kaldı! Çağımıza ve şartlarımıza göre ondan alınacak bir toplumsal model yok!

Kitap ile sünneti birbirinden ayırdığınız zaman din, soyutlaşır. Şartların ürünü olarak tarihselleşir. Hükümleri, emir ve nehiyleri zamanın değişmesiyle değiştirilir. Tarihten, toplumsallıktan ve hayattan çıkar. Dolayısıyla İslam İslam olmaktan çıkar soyut inanca, vicdani hisse, kişisel tercihe, bireysel ahlak ve ibadete dönüşür. İçselleşir, derunileşir, metafizikleşir. Doğal olarak fiziki alemle, maddi dünya ile hayat ve toplumsallıkla bağı kopar.

Modern çağın dindarı, sünneti terk edip yalnızca kitaba yöneldiği için İslamsız bir islam üretti. Hafızasını sildi, tarihinden koptu. Ayetlerle ve kelimelerle oynaşıp fantezi peşine düştü. Dini özele ve şahsa ait kıldı. Bu yaklaşımla dinini toplumsal hayatın, siyasi düzenin, hukuki sistemin, ekonomik işleyişin, sanat ve edebiyatın, mesleki işlerin, aile ve komşuluk münasebetlerinin dışına çıkarttı.

5. Türkiye’de meydana gelen son ekonomik krizin açık açık gösterdiği bu hakikat şu soruları gündem yaptı: Din niçin vardır? Hangi işlere karışır? Bunu kim tayin eder? Hz. Muhammed’in gösterdiğine uymuyorsa neye benzer?

Kriz vesilesiyle olsun kitabı ezberleyip farklı dillerden birbirlerine tekrar edip duranlara şu soruları sormak hak oldu: Tüm ekonomik hayatın kendisiyle ölçüldüğü, üretimin, kazancın, alış verişin, yatırımın, birikimin, harcamanın vs değerlendirildiği “para” denen bir şey var. Yerlisi yabancısı aynı adla anılıyor, aynı işi görüyor. Bu paranın değeri, kaynağı, güveni vs ile alakalı olarak enflasyon, doviz kuru, faiz, kredi, zenginlik, yoksulluk, işsizlik, sosyal sorumluluk, doğal kaynakların tüketilmesi vs gibi çok ciddi sonuçları var. Hayatı doğrudan etkiliyor.

Sizi bu konular alakadar etmiyor mu? Ediyorsa niye bir şey söylemiyorsunuz? Etmiyorsa siz nerede yaşıyorsunuz? Nasıl bir hayat üzresiniz? Kitap bu konulara karışmıyor mu?

Ekonomi dendiğinde siyasal bir sistem, siyasal sistem dendiğinde hukuki bir düzen, hukuki bir düzen dendiğinde toplumsal sosyal bir hayat, uyulacak ve dikkat edilecek sınırlar, değerler, eğitim, kentleşme, komşuluk vs hemen akla geliyor çünkü, bunlar birbiriyle direkt bağlantılı şeylerdir. İnsanla ilgilidir. Bunlar birbirinin doğal parçalarıdır. Topluca bir bütündür. Birinden bahsederken diğeri ihmal edilemez.

Şu halde, kitabı sünnetten kopartmak İslamsız İslam icat etmektir diyoruz. Kur’an’ı hayattan çıkartmak diyoruz. Zira bu denli önemli, herkesi alakadar eden, günlük hayatta kişisel kararları dahi etkileyecek kadar etkin ve yaygın olan hayat konusunda, bu hayatın bağlı olduğu sistem konusunda sesleri çıkmayanlar, hangi kitaba referans yapıyorlar? Bu sistemin hükümranlığı neye dayalıdır, meşruiyetini nereden alır, uyulur mu uyulmaz mı, ne kadarısı kabul görür, gibi esaslı soruların cevabı niye yoktur?

Elde ve dilde Kur’an olduğu halde, bu kitabi din, bu kitabın sözleri nerelerde işe yarayacak? İnsanların hangi işlerini görecek? Neye karşı çıkıp neyi önerecek? Afaki, soyut, ruhani ve manevi işlere bakan dinle kim ne yapsın ortada psikolojik rehberlik dururken!

Hz. Muhammed’in söyleyip yaptıkları devreden çıkartılınca uzay boşluğuna düşenler, hangi galakside olduklarını sanıyordur acaba?