Allah’ın huzurunda durmak, O ’nu övmek, yüceliğini anmak, bana anlattıklarını dinlemek, önünde eğilmek, hiçliğimi anlayıp secdeye kapanmak, sonra oturup dua etmek ve selamımı verip namazdan çıkmak. Lakin bunları yaparken yaptıklarımdan habersiz olmak ve bundan dolayı namazdan sonra ikinci kez dua etmeyi denemek.Çok ilginç ama ne yazıkki bunları hepimiz yapmaktayız, çünkü biz bizden isteneni değil, bizim kendi nefsimizin istediğini veya bize birileri tarafından gösterilenleri yapmaktayız. Böyle oluncada, ibadet ; tekrardan ibaret olan bir takım hareketler malzumesi haline gelmekte bizler için.

Neden, ülkemin insanı ibadetlerini anladığı dilden, anlayarak yapmıyor? Neden, hiç kimse çıkıp bir ibadetin, ibadet olarak kabul edilmesi için, o ibadeti yapanın yaptığı ibadeti zerresine kadar anlaması gerekir demiyor? Nisa suresi 43. ayetinde ’’ Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Rabbimiz bizlere açık açık emretmişken bu ayeti sadece alkolle irtibatlandırmak hangi aklın ürünüdür diye düşünmeden edemiyor insan.

Bumudur insanımızın kaderi, hep bir şeyleri tekrar etmek, yaptığının farkına varmadan hayırlı bir şey yaptığını zannetmek? Sistemin okutup eğittiği ve meydana sürüp reklamını ettiği akademisyenlerden ve sözde alimlerden zaten halkı uyandıracak bir şey beklenmiyor ama peki sistemin çocukları olmamış, hep peygamberini örnek almaya çalışmış ve insanları kurana çağıran bizim müslümanlara ne demeli, bizim müslüman arkadaşlarımız neden ibadet konusuna hiç değinmezler ?

Akıl ile yaratılmış olan insanın hayatında yaptığı en onurlu ve en akıllı şey olan yaradanı için yapmış olduğu ibadeti, hayatı boyunca anlamadan tekrar edip durması aklına yapmış olduğu en büyük kötülüktür ve aklı, ona verene yapmış olduğu saygısızlıktır. O akıl ki; insana insan olduğunun farkına varmasını sağlar, diğer yaratılmışlardan kendisine verilmiş bu akıl sayesinde ayrılır. Diğer yaratılmışlar fıtratlarına konulan özelliklerden dolayı hayatlarını yaşarken, insan aklı sayesinde kendisine verilen özellikleri kullanır ve hayatını yaşar. Bu kadar önemi olan aklı, ibadetlerde atıl bir vaziyette tutmak, ibadete aklı hiç karıştırmamak , sadece tekrardan ibaret saymak, hem devamlı akledin diyen dinimize, hem yaptığını sandığımız ibadetlerimize, hemde Allah’a karşı bir vurdum duymazlık olur ki böyle bir şey zaten hayır namına yapılan ne varsa silip süpürür.

Müslüman olanların, hayatları boyunca günde 5 vakit, farz olarak yapmakla mecbur oldukları 17 rekat namazlarını, hayatları süresince hic anlamadan ve hiç üstüne bir şeyler eklemeden 30 veya 40 sene aklına hiç götürmeden tekrar etmelerini izah etmek gerçekten çok zor ama gerçekten çok zor olmalı. İslamın neden geldiğini, bizden ne istediğini anlamadığımız sürece bizler o dini yaşamış olmayız, sadece yaşadığını zanneden devamlı bir takım ibadetleri tekrar eden inanlar! haline geliriz ki zaten şu an böyleyiz, ama bu şekilde bir inanma bizlere ne bu dünyada ne ahirette bir fayda sağlamayacaktır.

Akla hitap eden tek ve gerçek din olan islamı , akıldan uzak tutmak zannediyorum akılsızlığın veya dini önemsemeyişimizin bir göstergesidir. Öyle bir din düşünelimki, her şeyiyle, bir bütün olarak akla hitap etsin ve özelliklede aklı kullanmayı emretsin, doğaya, fıtrata tam anlamıyla uyumlu olsun, aklı olmayanın üzerindeki farziyeti otomatikmen kalksın. Eşyanın kendisi ile bu din bir bütün olsun ve bu dinin bizdeki karşılığı ise, aklı çalıştırmamak olsun. Doğayla, fıtratla, eşya ile ve hayatla bir bağı olmasın, dinin içerisindeki ibadetler anlaşılmasın ve hayat vermeye çağıran kitabın sadece kelimelerine kutsallık verilerek yaşanılan bir din sanılsın. Bunları okuduğunuzda yukarıda anlatılanlarla aşağıda anlatılanlar arasında bir bağ kuramıyorsanız ki kurmanızın imkanı yok, o halde toplumumuzda iki tane din bulunmaktadır. Birincisi bizden yaratıcı tarafından istenen ama toplum tarafından yaşanılmayan, ikincisi ise, yaratıcı tarafından istenmeyen, geçmişteki insanlar tarafından bizlere aktarılmış olan ama yaratıcı istiyormuş zannıyla yaşanan bir din. Toplumdaki ikilem bu haldeyken bu toplumun Allah’ı razı edecek bir hayat yaşaması ne yazıkki mümkün görünmemektedir. Bu handikabı aşmanın bir çok çözümü varken ve hepsi birbiriyle uyumluyken bu çözümlerden birisi ibadet, ibadetten biriside dinin direği dediğimiz namaz.

Ne kuranda, nede peygamberin hayatında hiç görmediğimiz ve göremiyeceğimiz anlamadığı dilden namaz kılmanın ne bir delili nede bir gerçek gerekçesi vardır. Peygamber,arkadaşları ve çevresi araptı , onun için onların anlayacağı, duyduğu zaman düşünmesine neden olacağı, ondan öğüt alıp hayatına yön vereceği şekilde gelmesi gereken islam dini mecburen arapça gelmeliydi ve öyle de oldu. Toplumun bulunduğu şartlar gereği arapça gelen kuranda ne ilk ne de son kutsamanması! gereken arapça dili daha sonraları dinin yerini aldı ve dinin yüklendiği insanı aydınlığa çıkarma görevi ne yazıkki işlevini yitirmiş oldu. Şimdi biz çıktık bu dinin dilini kutsadık ve ibadetlerimizi anlamadan yapmaya başladık. Kutsanması gereken; insanın Allah’a yapmış olduğu kulluğu olması gerekirken bunu aldık bir takım hareketlere ve arapça dile yükledik. İnsan kendi yaptığı ibadeti kendisi anlamıyorsa bu ibadetin Allah tarafından ne önemi olabilir? Bize ayetleri Allah’ın kendisi indirmişken, O’nun bildiği şeyleri O’na söylerken biz ne dediğimizi bilmiyoruz ve bunun adına da ibadet diyoruz. İbadette insan söylenenleri veya söylediklerini anlayıp bilince ve şuura ermesi gerekirken, sadece kelimelerin dizilişi, söylenişi ve ses tonunun verdiği hazla duygusallaşmak dinin bizden istediği değil alışkanlıklarımızın bizi terk etmeyişidir.

Yapılan ibadeti ilahın değil kulun anlaması gerekir, çünkü ibadetin asıl gayesi insana insan olduğunu, kendisini yaratan bir ilahın var olduğunu hatırlatıp, insanın hep doğru yolda kalmasını sağlamak içindir. Biz ise, işi tersine çevirip, ibadeti ilahın anlamasının yeterli olduğunu, önemli olanın doğru, hatasız! okumak olduğunu düşünerek arapça süreleri anlamadan tefekkür etmeden devamlı tekrar ediyoruz, sonrada çıkıp dosdoğru namaz kıldığımızı zannederek verilen görevi yapmış olmanın ferahlığı ile seviniyoruz.Kuranı Kerimde lafza verdiğimiz önemi eğer manaya verseydik şimdi ne toplumlarda nede imanızda pek problem kalmayacaktı. Yüce Allah, lafızlarla manayı aktarmışken, yani mana hedef, lafız ise aslında bir araçken bizler hedefi ötelemiş aracı hedef haline getirmişiz. Bununla birlikte, dinimizde birde namaz sureleri diye ayırım yaptılar. Kısa sureler, ezberlenmesi daha kolay diye namaz sureleri oldular. Bu ayırımı yapan acaba ahirette Allah’a nasıl bir hesap verecektir merak ediyorum. Bir insana; içinde 114 suresi ve 6000 üzerinde ayeti olan kitaptan sadece en kısalarını seçip , yüzde on luk kısmını ibadeti için kullanmasını söylemek hangi akılla izah edilebilinir.

Evet, ibadetler, ibadetler içinde de namaz , bir insanın ana dilinde yapılmalı, yapılmalı ki, yaptığını bilsin, yaptığının şuuruna varsın, huşu içinde yapsın ve dosdoğru namaz kılmaya bir adım daha yaklaşşın. Namazı ana dilinde kılarken, Kuranı mealinden istediği sureleri, istediği ayetleri okuyabilsin ve okuduklarından da payına düşeni alsın ve namaz bitincede namazın düzelttiği bir müslüman olabilsin. O namazda hayata dair ayetlerle muhatap olsun, olsunki islam hayata müdahil olsun.

Aslında sözü daha fazla uzatabilir ve bir çok delilde getirilebilinir ama önemli olan meramımızı anlatmaktı, sanırım buda gerçekleşti.

Din yaşanmak ister, yaşamak ise emek ister, emek çaba ve yorgunluk getirir bunu göze alanlar dini yaşayacaklardır.

Selametle.