Kur’an, Allah’ın birinci tekil şahıs formunda bir konuşması olarak Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği ve tebliğ esnasında tarihsel hadiseye dönüştürdüğü bir metindir. Hayatın öznesi olması gereken Kur’an nesneleştirilmeden hakkıyla tilavet edilirse ve Allah’ın kevni ayetleri ile birlikte okunursa muttakilerin tefekkürü için yol göstericidir. Kur’an’a göre vahiy bir kitap olduğu gibi insan ve kainatta bir kitabtır. Bu üç kitab ibretlik ayetlerle doludur. Kur’an bu ayetlerin tümünün okunmasını istemektedidir. Buradan hareketle, bir hayat kitabı olan Kur’an’ın nasıl bir kitab olduğunu iki bölüm halinde kendi dilinden anlatmayı deneyeceğim.

Allah’ın kelamı Kur’an’ı Kerim Hz Muhammed’e vahyedilmiştir. Yaklaşık miladi 610 yılından itibaren inmeye başlayıp, bazen ayet ayet, bazen de tam bir sure olarak 23 yılda tamamlanmıştır. Allah’tan indiği şekliyle korunan, muhafaza edilen tek ilahi kitaptır. Onun korunmasını bizzat Allah üstlenmiştir. Zira Allah: “Onu biz indirdik ve biz koruyacağız” demiştir.

Kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu uyarıcı/hatırlatıcı mesajı ayet ayet Biz indirdik: ve yine kimsenin kuşkusu olmasın ki, bütün tahriflerden onu yine biz koruyacağız (15Hicr: 9).

Önceden haber verilmiş olan bu olgu, Kur’an metninin, Hz. Peygamber tarafından tebliğ edildiği miladî yedinci yüzyıldan bu güne kadar her türlü tahrifattan, ilave ve kısaltmadan uzak kalmış ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tecrübe edilip doğrulanmıştır. Hangi türden olursa olsun, tarihte bu kadar uzun süre benzer biçimde korunan başka bir kitap örneği yoktur.

Bazı Kur’ân kelimeleriyle ilgili ilk dönemlerden intikal eden ve klasik müfessirler tarafından yeri geldikçe zaman zaman işaret edilen okuma/kıraat değişiklikleri, fonetik işaret ya da seslendirme farklılıklarından öteye gitmemekte ve kural olarak ilgili bölümün anlamında herhangi bir değişikliğe yol açmamaktadır.

Kur’an’ın son derece özlü bir ifadesi vardır; az kelime ile çok mana anlatılır. Öyle ki bazen Onun iki kelimesini anlatmak için, sayfalarca izah yapmak gerekmektedir. O bir insan sözü olmayıp, Allah’ın sözüdür. Bir benzerini söylemek Kur’an’ın kendi ifadsi ile imkânsızdır. Kur’an’ın meydan okuduğu gibi, yeryüzündeki bütün insanlar ve cinler bir araya gelseler ve yardımlaşsalar bile Onun bir benzerini oluşturmaları imkânsızdır (10/Yunus: 38). Bu bağlamda Onun ilahi bir kelam olduğunu dost düşman herkes kabul etmiştir.

Kur’an ilkeler vazetmiş, namaz örneğinde olduğu gibi detayların açıklanmasını ve yaşama aktarılmasını Hz Peygambere bırakmıştır. Bu anlamda sünnet Hz Peygamberin Allah kelamının açıklaması ve pratiğidir.

Abdullah Draz’a göre; Kimilerinin söylediklerine bakılırsa, ha bugün ha yarın "Kur'an, mitolojik bir kitap" demeye bir parmaklık mesafe kalmış gibi. Kimileri, Kur'an üzerinde "Arap Dili'nin zenginliği ve enginliği" konusunda hararetli bir çalışma yürütmede; kimileri için Kur'an, bir "kanunname", kimilerine göre de "ilmihal" yerine geçmekte... Kur'an ise kendini -diğer kitaplar gibi- "Yol Gösterici" olarak tanımlıyor. Ne işiten var, ne anlayan ne de uygulayan. Apaçık Kitap'ı açıklamaya çalışanlar, anlaşılır Kitap'ı anlatmaya çabalayanlar. Şöyle bir kenara çekilseniz, kendinizden bir şey katmadan sadece "tebliğ"i deneseniz.

Kur'an'a göre: Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için “Yol Gösterici”dir (2/Bakara: 2); Resulullah ise, "Yol İzleyici"dir. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür (3/Ali İmran: 138). Rabbimizden bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara yol gösterici ve rahmettir (10/Yunus: 57). Öğüt alacak yetenekte olanlar için birer öğüt (11/Hud: 114), tüm insanlara seslenen bir hatırlatmadır (12/Yusuf: 104). Her şeyi ayrıntılı biçimde anlatan, mü'minler için doğru yol kılavuzu ve rahmet olan gerçek bir ilahi kitaptır (12/Yusuf: 111). Kur'ân, kesinlikle dosdoğru olanı gösterir ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve âhirete inanmayanlara da acı bir azap hazırladığını bildirir (İsra: 9-10).

Bu Kur'an, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkaran, üstün iradeli ve övgüye lâyık Allah'ın yoluna ileten bir kitaptır (14/İbrahim: 1). Onunla uyarılsınlar, Allah'tan başka ilah olmadığını bilsinler, aklı ve gönlü işleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiş bir bildiridir (14/İbrahim: 52). Gerçekten bu Kur’ân insanları en doğru yola, en isabetli tutuma yönelten, güzel ve makbul işler yapan müminlere nail olacakları büyük mükâfatı müjdeleyen bir kitaptır (17/İsra: 9). Allah'dan korkanlara öğüt ve uyarıdır (20/Taha: 2-3). Öğüt içerikli bir kitaptır (20/Taha: 99). Allah'a kulluk edenler için yeterli olacak nitelikte bilgi ve mesaj içeren bir kitaptır (21/Enbiya. 106).

Ayrıntılı açıklamalar içeren ayetler, bizden önce yaşamış milletlerin hayatlarından alınmış örnekler ve kötülükten uzak durmak isteyenler için öğüttür (24/Nur: 34). Kur'an, her işi yerinde ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından muhkem, uyumlu cümlelerle örülen, sonra ayrıntılı biçimde açıklanan ayetlerden oluşmuş bir kitaptır (11/Hud: 1). Eğri ile doğruyu birbirinden ayıran, tüm insanları ve cinleri uyaran bir kitaptır (25/Furkan: 1). Kur'an, mü'minler için doğru yol kılavuzu ve rahmettir (27/Neml: 77). Kur’an şiir olmayan, apaçık (36/Yasin: 69), alemler için bir öğüt olan bir kitaptır (38/Sad: 87).

Kur'an ilk muhataplarının anlayabilmesi için, pürüzsüz Arapça bir kitabtır (39/Zümer: 28). Mustafa Öztürk’e göre; Kitab 7. Yüzyıl Araplarına indirilmiş olsa da Veda Hutbesinde ifade edildiği gibi "bize" emanet edilmiştir. Kim bilir belki de “daha iyi anlarlar" diye nitelenendenizdir. Şu halde doğrudan muhatap durumundayız. Kur'an, anlaşılsın diye o günkü Arab'ın tanıdığı, bildiği kültürel alt yapısına uygun kavramları kullanmıştır. Bilen bir toplum için ayetleri açıklanmış; Arapça okunan bir Kitab'dır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat insanların çoğu onu düşünüp kabul etmekten yüz çevirmişlerdir. Zira onlar işitmezler (41/Fussilet: 3-4). İşte bu kitabı anlamaya başladığımızda, bu dünyada olup bitmekte olanları ve daha sonra ahirette nelerin olabileceğini fark etmeye başlarız.

“Eğer Kur'ân Arapça değil de yabancı bir dilde okunan bir kitap olarak nazil olsaydı, derlerdi ki: “Ayetleri anlayacağımız bir şekilde açıklanmalı değil miydi? Muhatapları Arap olduğu halde Arapça olmayan kitap mı olurmuş?" De ki: "O mü'minler için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında sağırlık vardır ve Kur'an, onlara bir körlüktür. Kur'ân onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor da, duymazlıktan anlamazlıktan geliyorlar” (41/Fussilet: 44).

Kur'an, insanlara kurtuluş yollarını gösteren deliller sunmaktadır; kesin olarak inananlara kılavuz ve rahmettir (45/Casiye: 20). Hikmetle doludur (43/Zuhruf: 4). Doğrusu bu Kur'an sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız (45/Zuhruf: 44). Ey inanan akıl sahipleri. Allah'tan korkun. Allah size gerçekten bir uyarıcı kitab indirmiştir (65/Talak. 10). Kur'an alemler için bir öğütten başka bir şey değildir (68/Kalem. 52) ve Allah'tan korkan, bu kitabtan öğüt alır (87/Al'a: 10). Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt (69/Hakka: 48) olan Kur'an ayetleri aynı zamanda birer hatırlatmadır. Dileyen onu düşünüp öğüt alır (80/Abese: 11-12). Düzelmeyi dileyenler için, öğütten başka bir şey değildir (81/Tekvir: 27-28).

İnsanın gerçek bir mü’min olabilmesi için sadece Kur’an hakikatlerine sağlam bir şekilde inanması yeterli değildir; ayrıca canıyla malıyla iman hizmetinde de çalışması gerekir 49/Hucurât: 15). Çünkü Kur’an mü’minlerden iyilik yapmalarını ister (8/Enfal: 2,3; 22/Hacc: 77). Şu halde din aynı zamanda bir akide, bir kanun, bir inanç ve bir itiat müessesidir (2/Bakara: 285).

"Allah (cc) vahiyle birlikte biz insanlara sadece bir metin armağan etmemiş, aynı zamanda bu metnin inişine eşlik eden ve pratiğini sunan Hz. Muhammed’in rehberliğinde oluşan örnek bir cemaat da bahşetmiştir. Bir adım daha ileri giderek vahyin asıl hedefinin insanların eline her dönemde okuyup hükümler çıkarabilecekleri bir metin vermek olmadığını, bununla beraber, her dönemde örnek alabilecekleri bir yaşam pratiği ortaya çıkarmak olduğunu söyleyebiliriz." Gerçek şu: Bu Kur'an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız (45/Zuhruf: 44).

Ali Şeriati’nin ifadsiyle Kur'an; salt bir "metin" değil, vahiydir; yani, zamana, zemine ve insana, "alan"a, alabilene bir hitaptır. "Kur'an yetmez" diyenler, Kur'an'a ekledikleri rivayetler ve bin yıl önceki mezhep içtihatları ile Kur'an'ı yeterli hale getirdiklerini mi zannediyorlar? Tam tersine "Kur'an yeter" demek, kıyamete kadar ucu açık akıl, bilim ve içtihadın kullanılması ile Müslümanların önünün açılması demektir. "Kur'an yetmez" demek, Kur'an'ı tamamladıklarını zannettikleri 1000 yıl önceki aklı, içtihadı ve çoğu sakat, karşılaştıkları medeniyetlerden, siyasi çekişmelerden etkilenmiş rivayetlerle dinin, işin içinden çıkılmaz hale gelmesidir/getirilmesidir.

Kur’an Allah’a kulluğu, ebeveyne saygıyı, kardeşliği, insanların dünyada dirlik ve düzen içinde yaşamalarını ve ahirette mutlu olmalarının formülü olan hukukî ve ahlakî kuralları bildirir. Yeryüzünde adaleti merkeze alan bir düzenin sağlanması için prensipler ihtiva eder.

Kur'an'dan, aslandan ürkmüş yaban eşekleri gibi kaçan (74/Müddessir: 50), Kur'an'(ın mealini) dinlemeye bile tahammül edemeyenlerin (18/Kehf: 101), "biz Peygamberi seviyoruz" iddiaları yalandan öte bir şey değildir. Onların sevdikleri, Kur'an'ı tebliğ eden Resul değil, O'nun adına uydurulmuş sözlerdir. Onlar günahkâr oldukları ve cenneti hak etmedikleri halde, salâvat getirmekle Allah'ın elinden kurtulacaklarını zannederler, Nebi’ye atfen uydurdukları ikonlara tapınanlardır.

Kur’an başından sonuna kadar tevhidi merkeze alan bir inanç ve ahlaki öğretiye sahiptir. Onun en temel mesajı “tevhid”tir. Tevhid ise, İmam Mâturîdi’ye göre: “Allahın benzerinin denginin yada zıddının bulunmaması, uluhiyete layık yegane mabut olması demektir.”

Kur’an’ın anlattığına göre, ulûhiyetin birliğinin yanı sıra ta’zim ve takdise layık yegâne varlık Allah’tır. Şirk koşanlar esas olarak bu birliği parçalayanlardır. Kur’an’ın tamamının tevhid inancını anlattığını söyleyebiliriz. Nitekim İslam âlimleri Kur’an’ın ana konularını: tevhid, nübüvvet, mebde ve mead olarak ifade etmişlerdir ki bunların tamamı, tevhide irca edilebilir hususlardır.

Kur’an’ın ilk muhatapları onu bir metin olarak değil, çeşitli zamanlarda yaşanan sorunların, durumların Hz Peygamber’in dilinden tebliğ edilen ilahi ifadeleri olarak görmüşler ve bu sözleri kültürel kodları ve nüzul sebepleri çerçevesinde anlamışlardır. Bu bakımdan Kur’an’da anlatılan her hangi bir şeyi yanlış anlamaları söz konusu olmamıştır. Dilleri Arapça olduğu için de Kur’an’ı anlaşılmasında bir sorun yaşanmıyordu.

Kur’an’ı Kerim açık delilleri ile insanlığı hidayete sevk, doğru yola irşad, gösterdiği iman esaslarına dayalı faziletli bir hayatı tesis etmek için, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla Hz Peygambere ilahi vahiy ürünü olarak 23 senede gönderilmiş bir kitaptır. Bu yüce kitab insanların, hayatlarının bütün yönlerini düzenleyen bir rehber olmuştur. Fert ve cemiyet ahlakını güzelleştiren aileyi ıslah eden ahlak kaideleri ve insanoğlunu için her iki âlemin saadetini temin etme vazifesini üzerine almıştır. Bir fikir ve doktrin kitabı olan Kur’an, sağlam bir medeniyete ve köklü bir kültüre sahip bir toplum tesis etmiştir.

Akla ve sağduyuya sürekli çağrıda bulunan Kur’an; ırkına rengine ve yaşadığı coğrafyaya bakmadan doğrudan doğruya insana/insanlığa hitap etmektedir. O inanç, örf ve adetlerdeki şirki ve gayri ahlaki unsurları temizlemek, insanların birbirleri ile tanış olmasında ırkî engelleri ortadan kaldırmak, hak ve adaleti tahakkuk etmek isteyen bir doktrindir. Kur’an Müslümanların ruhlarının gıdası, ahlakının dayanağı, ibadetlerinin esası, günlük zikirleridir. Tek cümleyle ifade etmek gerekirse o, iktisadi, kamu, ahlaki, ailevi ve sosyal hayatın bütün yönlerini düzenleme iddiasında olan temel ilkeler ihtiva eden bir kitabtır.

Kur’an’ı Kerim’in ilk ve temel çağrısı tevhidedir. Bu bağlamda dünyada var olan her şeyi yaratan ve her şeyin kendisine kesin bir surette bağlı olduğu, Kadir-i Mutlak, Rahim, bir Yaratıcı fikrini ispatla işe başlar. Şirkin en aşağı derecesine düşmüş olan Araplar her şeye rağmen âlemleri yaratan ve idare eden yüce bir ilahın varlığını kabul etmekteydiler (29/Ankebut: 61). Bu inanç ataları İbrahim peygamberin dininden kalmış bir kırıntıydı. Ne var ki Kur’an’ın tabii bir din olarak adlandırdığı bu tek Allah inancı (30/Rum: 30), nazari bir görüş olmaktan ileri gitmemişti. Hanif inancına rağmen sayısız küçük ilahlara yapmış oldukları ibadetlerle/tapınmalarla, bu tek İlah inancı zayıflamış ve pratikte de ortadan kalkmıştı(12/Yusuf: 22).

Cahiliye Arapları Allah ile insan arasına, onu yaratıcısına yaklaştırabilecek veya Allah katında, lehinde şefaatte bulunabilecek (10/ Yunus: 18) ve kutsallık atfettikleri bazı aracı güçler ihdas etmişlerdi, zamanla ilahlarının sembolü olan putlar ve dikili taşlar ilahların gördüğü hürmeti görmeye başlamıştı (22/Hacc: 30; Maide: 90). Sadece tek bir ilahın mevcudiyeti onların akıllarının alamayacağı bir şeydi (38/Sâd: 6,7). Tek Allah inancını daha önceki peygamberlerin dinlerine dayandıran (2/Bakara: 133, 3/ li İmrân: 79), Kur’an’ı Kerim tevhid inancına yeni bir şey ilave etmeksizin, sadece onunla bağdaşmayan ve tevhid inancına bulaştırılan yabancı unsurları bertaraf etmeye yönelmiştir. Böylece hem akıl hem de nakil her türlü şekliyle putperestlik ve şirki reddetmede Kur’an-ı Kerim’e yardımcı olmaktadır (46/Ahkaf: 4).

Kur'an duvarda asılı kılıfından çıkartılıp anlaşılma gayesiyle okunmaya başlanınca; Ahiret’teki kurtuluşun, bu dünyadaki kurtuluşa bağlı olduğunu, Cennetin yolunun da bu dünyadan geçtiğini anlamış olacağız. Eğer Kur'an hakkıyla, okunup anlaşılırsa ve Müslümanların gündeminde ilk sırayı işgal ederse onları kurtuluşa erdirir, üzerlerine ölü toprağı serpilmiş hallerinden uyandırır. Kur'an’da mündemiç bu güç geçmişte kalmış değildir. Potansiyel olarak var olan bu gücü bugün de harekete geçirmek mümkündür. Zira şimdi yine aynı kitap önümüzde duruyor; gerçi mesaj getirici değil; ama mesajı var. Bu mesaj bize bu sorumluluğu yüklüyor.

Kur’an’ı okuyunca anlaşılacağını söylüyoruz ama okudukça kavga ediyoruz. Bu kavganın ve tefrikanın sebebi Kur’an’ın kitaplaşmadan önce insan olduğunu, peygamber olduğunu, hayattın kendisi olduğunu hesaba katmamamızdan kaynaklanıyor. Kur’an indiği zaman hayattı, savaştı, sevgiydi, paylaşmaktı, yasaktı, helaldi, haramdı. O insanın ahlakıydı. Yaşam biçimiydi. Kavga etmek yerine sıklıkla aklımızı kullanmalı/taakkul etmeliyiz. “Kur'an'ın aklı, felsefî-teorik-saf akıl şu akıl bu akıl değil; doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü temyiz edip işin doğrusunu, iyisini edip eyleyen işlevsel akıldır. Bu aklı kullanmak da Allah'ın emridir; farzdır.”

Kur’an okumaktan kast ettiğimiz şey, Kur’an’ın istediği “tedebbür” dür. Yani anlam üzerinde titizlikle düşünmek şeklindeki okumaktır. Herkesin Kur’an’ı anladığı dilden okuması ve anlamını takip ederek okuması gerekir. Kur’an’ı nağme ve seda zevkimizin tatmini için değil, Allah’ın bizden ne istediğini anlamak niyetiyle okumak iktiza eder. Bu bağlamda tedebbür farzdır. Zira Kuran bu konuda net bir ifade kullanmıştır. “Sana bu mübarek kitabı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik” (38/Sâd: 29). Kur’an, herkesin anladığı dilde anlamı üzerinde düşünerek tane tane, yavaş yavaş, güzel bir şekilde haddini bilerek, her hal ve şartta sürekli okunması gerekir (72/Mümezzil: 4).

Kur’an, anlaşılması zor bir kitap değildir. O, “apaçık” ve “anlaşılır” bir kitaptır. Bize bu durumu; “İşte bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir” (28/Kasas: 2) şeklinde beyan eder. “Akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik” (12/Yusuf: 2). “Allah, kullarına “kaldıramayacakları bir yük yüklememiş” (2/Bakara: 286), Kur’an, herkesin ve her seviyeden insanın anlayabileceği bir dilde, basit, sade ve anlaşılır bir üslûpla gönderilmiş, anlaşılsın ve uygulansın diye kolaylaştırılmıştır. “Bu Kur’an’ı sana güçlük çekesin diye değil, Allah’tan korkanlara bir uyarı olsun diye indirdik” (20/Ta-Ha: 1-3); “Yemin olsun! Bu Kur’an’ı öğüt almak ve düşünmek için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?” (54/Kamer: 32). Allah Teâlâ, kullarına, “ancak kaldıracakları kadar sorumluluk yüklemiş ve dinde bir zorluk ta kılmamıştır” (2/Bakara: 286).

Kur’an Allah kelamıdır. Lâkin Allah’ın kullarının seviyesinde, onların konuştuklarında birbirlerini anlayabildikleri düzeyde indirdiği bir kitabdır. Bu sebeble de “Anlayabilesiniz diye Onu apaçık anlayabileceğiniz arapça bir dil ile gönderdik” buyrulmaktadır. Ayrıca “Onu, onların anlamadığı bir başka dilden gönderse idik, bu defa de derlerdi ki bu adam ne söylüyor, bir anlayan olsa da bize anlatsa…” itirazına imkân tanımayan, Allah’ın kullarının anlaması için anlaşılabilir olarak gönderdiği bir kitaptır.

Bu sebeple öncelik, Kur’an’ın anlaşılabilir bir kitab olduğu kanaatini taşıyarak O kitabı anlamaya çalışmaktır. Nitekim bu bakışla Onu okuyanlar, ya da dinleyenler gerçekten Kur’ân’ı anlamışlardır. “Bakın bu ilahî kelâm . boş bir lakırdı değil, doğruyu yanlıştan ayıran bir sözdür (65/Tarık: 13-14). “Sana bu mübarek kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik” (38/Sad: 29).
Devam edecek.
Selam ile.

Kaynaklar
Bayraktar, Ahmet, Kur’an’ın Mahiyeti, Fıkıh Vakfı.
Draz, Abdullah, Kur’an’a Giriş, OTTO yayınları.
Elik, hasan, Tevhid Mesajı, Özlü Kur’an Tefsiri, M.Ü. İlahiyat Fak. Yayınları.
Öztürk, Mustafa, Kur’an’ı Kendi Tarihinde Okumak, Ankara Okulu Yayınları.
Sarmış, İbrahim, Kur’an En Doğru Olana İletir. (Makale)
Şeriatî, Ali, Dine Karşı Din, Fecr Yayınları.

Yorumlar   

# HÜSEYİN ŞAŞMAZ*UZUN 26-03-2018 06:31
Kur’an başından sonuna kadar tevhidi merkeze alan bir inanç ve ahlaki öğretiye sahiptir. Onun en temel mesajı “tevhid”tir. Tevhid ise, İmam Mâturîdi’ye göre: “Allahın benzerinin denginin yada zıddının bulunmaması, uluhiyete layık yegane mabut olması demektir.”
***
Kavramına sahip olunmayan şey görülemez. Nasıl ki...
http://namenstr8bredahollanda.blogspot.nl/2018/03/kavramna-sahip-olunmayan-sey-gorulemez.html
İlla Allah diyoruz da kimin Allah tarifini onaylıyoruz oraya bir bakalım.
http://bredaholland.blogspot.nl/2018/03/cok-onemlioku-ve-dusun-muvahhidler1.html
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı