“Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, ‘bu helaldir, şu da haramdır’ demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar felaha eremezler.” (Nahl, 116).

HARAMI-HELALİ SADECE ALLAH BELİRLER
Bu ayet, Din’de haramı ve helali belirleme yetkisinin sadece Allah'a ait olduğunu gösteren en önemli delillerden biridir. Ayet açıkça, bir beşerin “şu helaldir, şu da haramdır” demesini yalan olarak nitelemektedir. Hem de bu yalan, Allah'a iftira atmak anlamına gelmektedir ki Allah'a iftira atan yalancılar da asla iflah olmayacaklardır.
“Dillerinizin tavsif ettiği gibi” sözü çok fasih bir kelam olup (Zemahşerî), kendi indi görüşüyle haram ve helal belirleyen insanların, bunu yaparken ‘süslenmiş’ bir biçimde sunacaklarına delil gibidir.
Bilindiği üzere Kur'an, Yahudilerin kendi hahamlarını, Hristiyanların da rahiplerini Allah'ın dışında rabler edindiklerini bildirmektedir. (Tevbe, 31). Rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sav) Adiy b. Hatem’e bu rab edinme olayını, haram ve helali belirlemede Allah'a değil de, haham ve rahiplere müracaat etmeleri biçiminde açıklamıştır. Yani haram ve helalin kaynağı olarak Allah değil, beşer kabul edilmiş olmaktadır.
İslamî gelenekte ise öncelikle Rasulullah da tıpkı Kur'an gibi haram-helal belirleme yetkisine sahip gibi açıklanmaktadır. Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü Dini vaz etmek Allah'a, tebliğ etmek Elçi’ye aittir. Din’in kaynağı vahiydir, Kur'an’dır. Kur'an Rasulullah’a:
“De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başkasını bulamıyorum. …” (En’am, 145) dedirtirken, Allah Rasulünün haram kıldığı etlerden bahsetmek büyük bir çelişkidir.
Bundan da ileri bir adım olarak, birtakım dini kitaplarda Allah'a rağmen haramlar, Allah'a rağmen helaller belirlenmekte; kendisine dinî bir unvan yapıştırılan kimseler (ruhban sınıfı) da kendi bağlılarına kendi katından, cemaatine ait geleneğin de bir muhassalası olarak haramlar-helaller koymaktadırlar. Bu anlamıyla, ‘din adamı’ olarak nitelendirilen çağdaş ruhban sınıfı, Allah'ın dışında rabler edinilmektedir.
Haram ve halelleri sadece yiyecek-içeceklerle sınırlı düşünmemek gerekir. Mesela çağdaş ruhbanlar faizli banka kredisine cevaz verebilmektedirler; bu fetvayı verirken de, tamamen indî kanaatlerine dayanarak, “ilk defa ev alıyorsa” gibi kayıtlar(!) düşmektedirler. Oysa Allah, başka hiçbir günaha dair yapmadığı tehdidi faizle alakalı olarak yapar, Allah'ın ve Rasulünün harp açmasından bahsederken (Bakara, 279), “ilk evi alıyorsa” gibi bir kayıt düşmemektedir. Daha doğrusu Kur'an hiçbir günaha, ‘ilk kez işlendiğinde’ bir müsamaha göstermemiştir.
Benzer şekilde helal ve haram belirlemeler satranç oynamayı haram kılmaktan tutun da, siyasette, İslam'ın herhangi bir şekilde cevaz vermeyeceği gayri İslamî sistemlerin desteklenmesine varıncaya kadar ya da, batıl ideolojileri uğrunda, kurumlara sızmak için kadınların tesettürlerini çıkartmalarına, bulunulan ortamda dikkat çekmemek için, gerekiyorsa içki içilebileceğine, zina yapılabileceğine varıncaya kadar çok farklı alanlarda cereyan etmektedir.
Bir müminin -tıpkı Rasulullah’ın yaptığı gibi-, helali ve haramı öğrenebileceği yegâne kaynak Allah'ın kitabıdır. Rabbimiz sadece Allah’tır ve ancak Allah'ın vaz ettikleri dindir. Dinde haramlar ve helaller koymaya yeltenen kişi haddi aşmıştır ve tağutlaşmıştır.

Yorumlar   

# HÜSEYİN ŞAŞMAZ*UZUN 19-03-2018 07:02
Yahudilerin kendi hahamlarını, Hristiyanların da rahiplerini Allah'ın dışında rabler edindiklerini bildirmektedir. (Tevbe, 31).
http://www.dailymotion.com/video/x3qegyd
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı