Hz. Peygamber Ebu Zer’e gel ey Ebu Zer deyip onun elinden tutarak Güneşin batışını seyretmeye götürdü. Güneş battıktan sonra Peygamberimiz sordu? Güneş nereye gitti ey Ebu Zer diye. Ebu Zer de Allah ve elçisi daha iyi bilir diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz, ey Ebu Zer Güneş Allah’a secde etmeye gitti diye cevap verdi.

Aslında bununla Güneşin uyduğu kozmik kanunu hatırlarmıştı Peygamberimiz. Güneşin bir şuuru olduğu ve müslüman olduğunu teslimiyette kusur işlemediğini, onun kendisi için konulan yasaya uyduğu ve bütün bunların Güneşin secdesi olduğunu anlatmıştı peygamberimiz. Her halde bu şu anlama gelir, dünya insanla sınırlı değil, Güneş, Ay, Dağlar, ateş, su ve denizler de Dünyanın bir parçasıdır. Bütün bunlarda İslami hareketin bir parçasıdır. Hz. Nuh’un su kardeşi olmuştur. Hz. İbrahim’in ateş kardeşi olmuştur. Demek ki etrafımızda sayısız okunacak ayetler vardır.

Ders almak isteyene etrafımızda ki her şey ders vermektedir. Hayatımızı bir okula çevirebilirsek LA silgimiz yani sildiğimiz olur. İLLA ise kalemimiz olur. Silip yazmak lazım LAİLAHE deyip pislikleri temizlemek gerekmektedir. İLLALLAH diyerek yerine doğru olan kaynağı kati olan KUR ‘AN ı koymak lazım. Onun bize verdikleriyle hayata bakmak lazım ki öğreten doğruyu öğretenler olmamız lazım. Yani elimizi yetimlere, öksüzlere, kimsesizlere, itilmiş-kakılmış olanlara, zulme uğrayanlara uzatmalıyız. Onlara ve kendimize hayatı okumayı, ölümü okumayı, baharı, kışı, yazı, yükselişleri, yıkılışları, varlığı ve yokluğu, bolluğu ve darlığı, acıyı ve sevinci, güneşi ve ayı, geceyi ve gündüzü, şimdiyi ve sonrayı nasıl okuyacağımızı öğretmeliyiz.

Her şeyi Ayet gibi okumalıyız ve kayıtsız şartsız teslim olmayı öğrenmeliyiz. Bizler Alemlerin Rabbi’ne teslim olanlar olmalıyız. Aydınlığı tercih etmeli ve temsil etmeliyiz. Karanlığa asla bulaşmamalıyız.

ALLAH’a ve Elçisi Hz. muhammede teslim olmak elbette ki yürek işidir. İnsan oğlu aklıyla değil kalbiyle sever bu sevgi onun var olma sebebidir. İnsanlığını hissetmesidir. Allah’ı ve Elçisini sevmeden onları hissedemeyiz.

Yukarı daki verdiğim Ebu Zer hadisesi ister yaşanmış olsun ister yaşanmamış olsun güzel bir örnektir. Biz insanların böyle örneklere ihtiyacımız var. Secde kabullenmek demektir. Secde teslim olmak demektir. Secde haddini bilmek demektir. Secde gerekli olanı yerine getirmek demektir. Secde insana yaratılışta yüklenen doğruyu yaşamak demektir. Secde acilliğimizin ve eksikliğimizin farkına varmak demektir.

Velhasıl kelam her zaman dediğimizi söyleyerek yazımıza son verelim. ALLAH KUR’ANI OKUMAK ANLAMAK YAŞAMAK VE YAŞATMAK için göndermiş ve biz aciz kullarından da bunu istemektedir. En doğrusunu Allah bilir sevgilerimle.