Ayağı takılan yaşlı adam dizleri üzerine düşüverdi. Canı çok yanmış olacak ki kırmızı sevecen yanakları birden karardı, kırış kırış oldu. Bir süre öyle kalakaldı. Kalkamıyordu yerden. Hemen yanına yaklaştım. Koltuk altından tutarak ayağa kaldırmak istedim. Bir yandan da durumunu anlamak için konuşturmak istedim.
-Amca geçmiş olsun, bir şeyin yok ya?
Birden yüzünü tebessüm kapladı. Kırmızı sevecen yanakları yeniden ortaya çıktı.
-Ahhh yavrum ahh, yaşlılık işte. Göremedim yerinden çıkmış kaldırım taşını. Ayağımızı sürüyerek gidiyoruz zaten, bir tümseğe de denk gelince, işte böyle…
-Hadi yardım edeyim de ayağa kalk amca.
-Allah razı olsun senden, Allah seni düşürmesin evlat, düşersen ayağa kalkacak yardım göndersin, yardım gelmezse kuvvet versin, kuvvetin olmazsa toprak hürmet etsin kaldırsın seni.
-Amin amca, ne güzel dua ettin öyle.
-Hayat; düşmekle kalmak arasında geçirdiğimiz zamandır evladım, dua edince yükselir, duayı unutunca düşeriz.
-Amca, ne güzel konuşursun sen; söyle bakayım gençliğinde hatip miydin, imam mıydın, öğretmen miydin…?
-Çerezciydim evlat, çerez satardım.Leblebi ve üzümü karıştırır, küçük sepetime doldurur, su bardağını ölçek bilip çerez satardım.
-Bu sözleri nereden öğrendin peki?
-Düşüp kalkarak evladım, düşüp kalkarak…
Elini ceketinin cebine attı. Bir avuç çerez çıkardı. İçinde taptaze leblebi ve siyah üzüm vardı. Açtım avucumu, aldım hepsini.
-Allah razı olsun amca, cebin dolu olsun, ağzının tadı bozulmasın, sağlık sıhhat bulasın, cennette cömertlere komşu olasın, iyiye dost, kötüye uzak olasın.
...