Yurdum insanının yüzyıllardır anlamadığı dilden ibadet ettiğini bir önceki yazımızda yazmış ve bu anlamadan yapılan ibadetlerin insana bir şey kazandırmayacağını, kazandırsa bile bunun zorlama olacağını söylemeye çalışmıştık. Bu yazımızda da daha açık olarak; namazın türkçe kılınması gerektiğinin üstünde durmaya çalışacağız.
İbadet; İlaha karşı gösterilen tazim, saygı, hürmet, itaat etmek, kulluk etmek gibi anlamlara geldiğini düşünürsek, namazı anlamaya buradan başlanmalıdır diye düşünüyorum.
Namaz, özellikle Allah’ın bütün ümmetlerden istediği evrensel bir ibadet olduğunu görüyoruz. Yani Allah, bir peygamber göndermesin ki o peygamberine namaz emretmiş olmasın. Demek oluyorki namazın gramer olarak ortak bir dili yoktur. Yani, israiloğullarının ibranice kıldığı namazı araplar da arapça kılmıştır. Nasıl ki, Hz. Muhammed’ten önce kılınan namazlar arapça değildi ve bunun da böyle olması normaldi ve geçerliliğinden bir şey kaybetmedi, Hz. Muhammed’ten sonrada namazın dili arapça oldu ve bu da haliyle geçerliliğini kaybettirmedi. Kısaca buradan şöyle bir çıkarım yaparsak; nasıl arapça kılınan namazlar geçerli ise türkçe kılınan namazlar geçerlidir.
Konuya şimdi de başka pencereden bakıp ne dediğimizi anlatmaya çalışalım.Eğer namaz bir ibadetse ki öyledir, peki insan yaptığı ibadeti neden anlamadan yapmalıdır? Namaz, günde beş kere yapılmaya çalışılan, inanaların kulluk bağlamında en sık yaptığı veya yapılmaya çalışılan bir ibadettir.Yani insanın hayatının içerisine tam anlamıyla karışmış, hayatın, günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Bu kadar hayatın içine girmiş bir namazın, icra eden tarafından bilinmemesi, bilinerek uygulanmaması veya yanlış bilinmesi olayın ne kadar acı olduğunu göstermektedir. Namaz, insanın Allah’a kulluğunu gösterdiği, O’na saygısını gösterdiği, kullukta kararlı olduğunu söylediği, O’nun emirlerini tekrar hatırladığı, nasihatlarını, tavsiyelerini tekrar dinlediği yani kendine tekrar geldiği, yapana faydası olan, yapılana da yaptığının sunulduğu bir ibadettir. Yani imsan,namazı kendisi için kılar ( yapar), bu namazıda dosdoğru yapmış olarak sahibine sunmaya çalışır. Durumun eğer böyle olması gerekiyorsa ki elbette böyle olmalı, peki biz neden namazımızı anladığımız dille icra etmiyoruz, neden namazı bizi düzeltmek için, Allah’ın emirlerini tekrar dinlemek için bir vesile olarak kullanmıyoruz, neden sahibimizin tavsiyelerini namazda tekrar duymak için namazı buna aracı yapmıyoruz? Yüce yaratan, namazda ne dediğinizi bilmek zorundasınız, yoksa namaza yaklaşmayın diye emir verirken, sanki bu ayet(emir) yokmuş gibi fetva veren ve elde bu konuda başka ayet olmamasına rağmen hala insanları anlamadan namaz kılmaya zorlamak Allah’ın ayetine başkaldırmaktan başka bir şey değilmidir?
Allah’ın böyle bir kuralı yokmuş gibi yüzyıllardır anlamadığı dilden, sırf lafzı önemseyerek namaz kılmak Allah’ın kuralını önemsememekten başka bir şey değildir. Namazı, bedenen tekrar edilen hareketler bütünü olarak görmek, sadece, bu ibadete saygısızlık doğurur. Cemaatle kılınan bir namaz düşünün, imam rekatta bir sure okuyor ve arkadaki cemaat bundan hiç bir şey anlamıyor ve bu şekilde namazı bitiriyorlar ve bunun sonucunda da namaz kıldıklarını iddia ediyorlar.
Namaz, insanı Allah’a yaklaştırmalı, Allah’ın ayetlerini hatırlatmalı, emirlerini tavsiyelerini tekrar tazelemeli ki, insan namazdan sonra sosyal yaşantısında müslüman gibi durabilmeli, yasakları önemsemeli, çünkü o yasağı daha yarım saat önce namazda tekrar duymuş ve hatırlamış bundan dolayı o insandan yasağı çiğnemesini bekleyemeyiz.Namaz hayatın içinde bize yön veren bir araç olmalı, Allah’a yaklaştırmalı,duamız olmalı, yakarmamız olmalı, boynumuzu büktüğümüz yer olmalı, onurla durduğumuz, yeri gelince ağladığımız, yeri gelincede tebessüm edebildiğimiz yer olmalı namaz. Hırslandığımız, cesaretlendiğimiz ve yeri geldiğinde de korkudan belimizi büktüğümüz, sanki namaz içinde saklanmaya çalıştığımız bir yer olmalı namaz. Hz Musa’nın, Firavunun karşısına tavizsizce çıktığı anı yaşatıp bizi dim dik durdurmalı, bazı zaman da Hz. Nuh’un; Rabbim kavmim beni dinlemedi sözünü duyup neden dinlemediler ki vahiyleri diye düşünceye salmalı namaz bizi. Bazı zaman Hz.İbrahim’in putları kırdığı anı duyup, O’nun yanında olmayı hissetirmeli, bazı zaman da İsrailoğullarının cumartesi yasağını çiğnediğini duyup acaba bizde cumartesi yasaklarını çiğniyormuyuz, sahibimiz acaba bizide aşağılık maymunlardan ettimi diye düşünceye salmalı namaz.Rekatın birinde zina yapanlara acımayın ayetini duyarken, diğer rekatta Allah’ın sizi affetmesini istemezmisiniz o halde sizde affedin ayetini bize söylemeli namaz.Ashabı Kehf ehlinden bahsederken, peygamberimize onların sayısı hakkında konuşma diye uyarısını hatırlatmalı ve bilmediğimiz konular hakkında konuşmamayı bize hatırlatmalı namaz.Namaz beni duygulandırmalı, beni çoşturmalı, bazende hüzünlendirmeli , beni düşüncelere sevketmeli, yok bunları yapmıyorsa namaz, namaz olmaktan çıkmış, sadece tekrar edilegelen hareketlerden başka bir işlevi olmayan şekle girmiştir. Şimdi kılınan namazlarda genelin şikayeti nedir ? Namaza kendimizi veremiyoruz, ya işimizi, ya evimizi, ya okulumuzu düşünüyoruz, konsantre olamıyoruz diye şikayetleri duymayan yoktur ve hatta kendimizin yaşadığı tecrübelerdir bunlar. Bunların olması doğaldır, çünkü namaz boyunca 5 dakika civarında insan anlamadığı dilden bir şeyler tekrar ediyor veya edeni dinliyor ve bunu günde 5 vakit yıllarca tekararlıyor, bu anlamadan tekarar, haliyle insanı sıkıyor ve başka düşüncelere sevk ediyor. Bunu çözmek yerine geçici önlemler almaya ve ya geçici fetvalar vermeye çalışıyoruz ama bunlar ne fetvayı vereni nede fetvayı alanı tatmin etmiyor haliyle. Başkada bir çözüm bilmediği için bu konuları gündeme getirmemeye çalışıldığıda gözden kaçmamakta.Eğer ne okuduğunu anlasa, Allah’ın kuluna verdiği değeri ve imkanları bir bilse, inanın o namazda okuduklarını bir ilkokul çocuğu gibi yavaş yavaş hazmederek okurdu.
Değineceğimiz diğer konu; Namaz sureleri diye bir ayırım yapılması. Bu konuya daha önceki yazımızda kısa da olsa değinmiştik ama tepkilerde şunu gördüm ki, bu konu anlaşılmamakta ısrar ediliyor, bundan dolayı tekrar değinmekte fayda görüyorum. Hiç bir kimsenin haddine değildir ki şunlar namaz sureleridir diye Kuranda bir ayırım yapsın.Böyle bir ayırımı yapma yetkisi kimde olabilirki şunlar namaz sureleridir diye bir sınıflama yapsın ve bunuda neşriyatlarında halka içselleştirsin? İslam dininde, Hz.Muhammed’in tebliğ ettiği bir din olan islam dininde ve onun kitabında namaz sureleri diye bir ayırım, bir isimlendirme, sınıflandırma yoktur. İşte şunlar kısa sureler, insanlar bunları daha kolay ezberler onun için bunları namaz sureleri olarak kabul edelim bu sayede insanlar namazlarında sure okuyabilirler diye düşünmüş olmalılar. Bu ne kadar da masum gözüksede insanın böyle bir yetkisinin olmadığını Kuran okuyan herkes iyi bilir. Her masum istek haklı değildir ve sahibini haklı yada masum göstermez. İnsanlar bu surelerin namaz sureleri olduğunu öyle içselleştirmiş ki, bizim ana dille ibadet yazımıza hemen ; neden namaz surelerinin anlamını kafanızdan tekrar etseniz olmuyormu, diye itiraz edenleri gördük. Halbuki, namaz sureleri diye bir sureler grubu yoktur. Kurandaki bütün sureler hem namaz sureleridir hemde hayat, yaşam sureleridir. Bütün sureler bizlere bir şeyler öğretir ve bizleri eğitir. Ömür boyunca günlük 5 vakit namaz kılan bir insan bu ibadeti 30 sene yapmış olsa, günde 5 vakitle 50 bin vakitten fazla namaz kılıyoru demektir buda 50 bin vakit olarak en az 17 rekattan 850 bin rekattan fazla rekata tekabul ederki bir kişi bu hesaplamayla 30 sene gibi bir sürede 50 binden fazla vakit ve 850 binden fazla rekat namaz kılmaya çalışıtığını gösterir. Bu namazı eda etme sırasında ise yaptığı genelde aynı sureleri sıraları değiştirerek tekrar etmesidir. Bu kadar çok rekat, bu kadar çok vakitle namaz kılacaksın, bu kadar zaman ayıracaksın ve bunda Kuranın bütün surelerini okumayacak, eğitilmeyecek ve yirmi tane sureye bu kadar zamanı haps edeceksin, bu hangi kafanın ve öğretinin eseridir?
Meal Kuranın kendisi değildir, onun için namazda meal okunmaz çünkü içinde yazarın yorumları vardır, çok istiyorsanız okuduğunuz surelerin türkçesini öğrenin ve okurken içinizden türkçesini okuyun diye bir itirazında olduğunu biliyorum ve buna değinmeden de geçmeyeceğim.
Birincisi, önemli olan arapça okunması ve okuduğunu sadece Allah’ın anlaması değil, önemli olanın insanın namazda eğitilmesidir. Kuranı zaten Allah göndermiştir ve içinde olanı haliyle O bilmektedir. Bize Kuranı, bizde bilelim diye göndermişken, hale bilmediğimiz ama Allah’ın bildiği bir şeyi tekrar Allah’a okumamızın ne anlamı olabilir ? Evet, meallerde yorum vardır ama olsun, önemli olanın taşa kaya denmesi, kılıca silah denmesi değil ki, önemli olanın Kurandaki temel öğretilerdir. Hangi meal insana adaletsiz ol diyor, hangi meal zina haram değildir diyor, hangi meal zulüm haktır diyor, hangi meal başkasının malını haksızlıkla ye diyor? Bunları gözönüne almadan lafzı kutsallaştırıp anlamını önemsizleştirmek için bu yorumlara giriliyor. Ayrıca hiç anlamadan yıllarca okunmaktansa anlayarak farklı yorumlarla namaz kılarım ve yıllarımı kendimi eğitmekle geçiririm bu anlamadan kılmaktan daha iyi değilmidir? Birde bu savunmayı yapanların ikilemi ise okunan surenin türkçesini ezberleyip insanın içinden okumasıdır. Peki içimizden okuduğumuzun türkçeside bir mealin yorumu değilmidir? Hem yorumu kabul etmiyorsunuz hemde içerden okunmasını istiyorsunuz bu çelişkiyi nasıl açıklayacaksınız? Arap olan kişi bile Kuranı okurken kendi kafasında meallendirmiyormu ayetleri, yani anlayan insan bile anlamak için kafasında meallendirirken bunları kimse görmüyor, içimizden meallendirmeyi yasaklamıyor ama meallendirmeyi sesli yapınca kıyamet koparıyorlar bu ne kadar anlamsız bir karşı duruştur? Çünkü, kabul edilmeyecek bir namazın bozulmasından korkuyorlar.
Yazı burada bitermi yoksa tepkiler üzerine 3. bölümü gelirmi bilmiyorum ama belki devamı gelmez diye düşünerek söylenmesi gereken ama çok tepki alacağım şu son şeyleri söylemeden edemeyeceğim.
Türkün türkçe, kürdün kürtçe, almanın almanca,italyanın italyanca, anladığı dilden namazını kılması, yapılsa iyidir bağlamında değerlendirilmemeli. Benim islamdan anladığım kadarı ile, insan anladığı dilden ibadet etmek zorundadır diye düşünülmelidir.
Anladığımız dilden namaz kılmak zorundayız, eğer namazımızın kabul olması diye bir derdimiz varsa tabiki, yok eğer önemli olan kıldım mı kıldım, kabul olmuş veya olmamış önemli değil diye düşünülüyorsa tabiki buda düşüneni bağlar.
Unutmayalım ki Kuranın lafzı elbetteki önemlidir, yüzyıllar boyunca Allah’ın mesajını kimsenin saptırmaması için indiği şekliyle korunması mutlak gerekli ve üzerimize borçtur ama bu lafzın önemi anlamın , mesajın önüne geçmemeli. Önemli olan Allah’ın bize gönderdiği mesajdır, bizden istedikleridir. Biz bu mesaja kulak tıkayıp lafza birinci sırayı verirsek dini anlamamış, Rabbı anlamamış, Peygamberin mücadelesini anlamamış oluruz, anlamazsak bu seferde peygamberlerle aynı safta olamayız.
İnşaAllah ben anlatabilmiş ve görevimi hakkıyla yerine getirmişimdir. Yorumlarınızda haklı karşı çıkışlara her zaman açığım ama bana alimlerin fetvalarıyla gelmeniz sadece anlamsız bir zıtlaşma peşinde olduğunuzu gösterir.

Selametle.