Allah’ın evliyası (Veliyyullah)

Kur’an bu konuda bizi hem uyarır hem de kendisine güven duyulacak evliyayı şöyle tanıtır.“Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, iman edip de takvâya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir” (10/Yunus: 62-64). Şu halde Allah’ın dostları, güvenilir, iman ve amelde tutarlı, sadık, dürüst, fedakâr insanlardır. İlişkilerde iman kardeşliği ön plana çıkar ve birbirlerinin dostluğu bu yüzdendir. (9/Tevbe: 71)

Kur’an-ı Kerim veli/evliya kelimelerinin geçtiği 50’ye yakın ayette Allah’ın inananların velisi olduğunu söylemektedir. Çünkü Allah, yaratıcıdır ve yarattıklarını koruyup-gözeten, onların ihtiyaçlarını karşılayandır. Bundan dolayı ibadet edilecek, emirleri yerine getirilecek tek varlığın kendisi olduğunu beyan etmiştir. Onun bu isteğini yerine getirenlerin velisi/dostu da yani kulluğun/teşekkürün karşılığını veren de tabii olarak âlemlerin Rabbi olan Allah olacaktır.

Allah’ın mü’minlerin velisi olduğunu bildiren ayetlerin çoğunda, veli olmanın yani dostluğun sevgiye dayanması ve pratik ahlâki sonuçlar doğurması gerektiğine işaret edilmiştir. Çünkü dünya ve ahirette insanın tek yardımcısı, dolayısıyla velisi/dostu Allah’tır. “Biz, dünya hayatında da, âhirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli Allah'ın bir ikramı olarak, orada sizin canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır” (41/Fussilet: 31).

Şu ayet-i kerimelerde Allah’ın tek ve yaratıcı olduğuna vurgu yapılarak, dünya ve ahrette tek dost/velinin O olacağı hatırlatılmaktadır: “Bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır” (Bakara, 2/107). “Allah, inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır” (Bakara, 2/257). “O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her
tarafa yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır” (41/Şura: 28). “Siz ne yeryüzünde ne de gökte Allah'ı aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız” (29/Ankebut: 22).

Bu ve diğer ayetlerden anlaşılacağı üzere iman ve takva dışında özel olarak bir evliya alameti yoktur. Veli olmak için özel bir eğitimden geçmek de gerekmiyor. İman ve takvanın gereklerini hakkıyla yerine getiren tüm mü’minler doğal olarak Rahmanın evliyasıdır. Bunu savsaklayan ve Allah ile aldatma yolunu benimseyenler ise şeytan evliyasıdır. Bu noktada çok dikkatli olmak gerekir çünkü bu şeytan evliyası, Allah’ı bırakıp insanlar arasından dostlar edineceklerini sanmaktadır (18/Kehf: 102). Kur’an’ın bu uyarısı evliya kültüyle şirke bulaşan azgın aldatıcıların ipini açığa çıkartır. Zira onlar insanları şöyle aldatıyorlar. “Kur’an’ın bahsettiği şeytan evliyası insanlardan değil müşriklerin taptıkları putlardan olur; dolayısıyla bunun bizim efendilerimizle, şeyhimizle bir alakası yoktur.” Bizatihi şeytanî bir aldatma olan bu savunmaya sakın aldanmayın. Tekrar vurgulayalım; şirkin en yıkıcı olanı Allah’a rağmen onun yanından yöresinden edinilmiş ast ilahlar ekibi tarafından yapılandır. İlgili ayetlerde insanlara hatırlatılmak istenen ve öğütlenen; Allah’a iman etmeleri ve Allah’ın emirleri mucibince yaşamalarıdır. Allah, mü’minlerin velisi olarak hidayete erdirir, karanlıklardan nura çıkarır, yardım eder, şefaatte bulunur, korur, gözetir ve rahmetiyle kullarını kuşatır.

Şeytan evliyası (Evliya’uş-şeytân)

Kur’an bireyi ve toplumu etkileyip ayartan görünür-görünmez düşmanlara karşı teyakkuzda olmamızı ister, bizi bekleyen tehlikelere karşı uyarır. İlahi uyarıların önemli bir kısmı, varlık alanımızın/ontoloji farklılığından dolayı görünmez düşmanlara (iblis/şeytan) yöneliktir. Rabbimiz bu kötülük temsilcisine karşı pek çok ayette dikkatli olmamızı, kötülük telkinlerine kararlı bir şekilde karşı koymamızı emrediyor. Çünkü bu kötülük temsilcisinin insanları doğru
yoldan çıkarmak için yapmayacağı hile yoktur. “Dikkat ediniz, saf din Allah'a aittir. O'ndan başkasını tanrı edinenler; “Bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara kulluk ediyoruz” derler. Şüphesiz ki Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Elbette Allah yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez” (39/Zümer: 3).

İblis/Şeytan/Tağut, kendisine düşman gördüğü insanları günaha, kötülüğe düşürmek için zenginliği-fakirliği, sevinci-üzüntüyü, zevki-acıyı, cenneti-cehennemi, aileyi-kabileyi- milleti ve makam-şöhret gibi pek çok argümanı kullanır ve bunu gerçekleştirmek için başvurmayacağı yöntem yoktur. Bu şer temsilcisi, insanın sadece aklına girerek ve/ya kalbine vesvese vererek değil, en çok da “baştan ve yoldan çıkardığı insanlar” üzerinden işini görür.

Şeytan evliyası insanların yüreklerine korku salarak işini görür. Şeytanın bu tehditlerine kanmanın arkasında Ahmet Bayraktar Hocanın tespiti ile ezilmiş örselenmiş ümidi kesilmiş insan ruhu yatar. Bu durumdan kurtulmanın yolu, bu korkunun Şeytandan olduğunu bilip onu dost edinmemek ve Allah’tan başka korkulacak bir varlığın olmadığına kesin olarak inanmaktan geçer (3/Al-i İmran: 175).

Şeytan’ın iğvalarına/zırvalarına kanan insanların da onun dostları olduklarını Kur’an bize şu şekilde açıklamaktadır: “…Bir grup da dalalete müstahak oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar” (7/Araf: 30). “Şeytan’ın, kâfirlerin dostu/velisi olması kâfirlere azgınlık yollarını güzel göstererek, onları sapıklığa ve küfüre teşvik etmesidir. Kâfirlerin Şeytan’ın dostu olmaları; Şeytan’ın sözünü tutup, ona itaat göstermeleri ve ona bağlanmalarıdır.” 1

İbni Teymiyye Şeytan evliyasının en belirgin özelliğinin Kur’an dışına çıkmak ve Kur’an’a sırt dönmek olduğunu söyler. Bunlar, kendi vird ve zikirlerinden kopanları sapıklıkla suçlarlar da, Allah’ın zikri olan Kur’an’dan uzaklaşmayı hiç problem yapmazlar. Şeytan evliyasının bütün işlevi Rahman evliyasının önünü kesmektir; varlıklarını bu işe adamışlardır. Ancak “Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, iman edip de takvâya ermiş olanlardır” (10/Yunus: 62-63). Âlemlerin Rabbi olan Allah bize şu mesajı vermektedir: “Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık” (7/Araf: 27). “Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu evliya/dostlar ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır” (18/Kehf: 50).

Sonuç

Bir Kur’an terimi olan veli ve evliya kelimeleri süreç içerisinde kendini meşrulaştırmak ve dayanak bulmak isteyen t a s a v v u f kanalıyla değişime uğratılmış, tahrif edilmiş ve Kur’an’ın tarif etmediği ve asla bir Müslüman’ın benimsemeyeceği bir şekle büründürülmüş, hatta tevhid ile taban tabana zıt bir anlam kazandırılan bir kavrama dönüştürülmüştür. Velî, kutup, gavs, müceddid, mehdi, mesih vb. kavramlarla ifade ettikleri “kutsal şahsiyet” inancı, keramet, tasarruf gibi iddialar tarikatların ortak kabulüdür. Bu tür inançların, dinimizin ana kaynağı Kur’ân’da ve Hz Peygamberin Kur’an pratiği olan sünnette asla yeri yoktur.

Cahiliye çağındaki “Veli/evliya” müessesi, Kur’an tarafından, inanç/akide üzerine yeniden inşa edilmiştir. Kur’an’ın bize bildirdiği bu inanca dayalı velilik/velayet sistemi haricinde “özgün” bir veli/evliya anlayışı yoktur. Cahiliye dönemi soy, asabe ve kan bağına dayalı veli/evliya anlayışı ve Kur’an’ın itikad/akide üzerine kurduğu veli ve evliya anlayışı dışında; inşa edilmiş ve geliştirilmiş olan veli/evliya merkezli tasavvufi anlayış, Kur’an dışı ve hatta
tevhide aykırı temalar barındırır. Kur’an’a göre inanan herkes yani tüm Müslümanlar ve hatta kâfirler veli iken, tasavvufi sistemde “özgün” ve ulaşılamaz “aşkın” velilik sistemi ihdas edilerek, Allah ve insanlar arasında kutup-üçler- yediler-kırklardan oluşan hiyerarşik bir ruhbanlık sistemi oluşturulmuştur.” 2 Bu anlayış tamamen uydurmadır. Kullar ile Allah arasına “aşkın” ve “özgün” veli/evliyanın sokulması tam bir ruhbanlık örneğidir ve Kur’an ve onun omurgası tevhid ile asla bağdaşmaz, böyle bir anlayış her yönüyle şirktir.

Kim kendisinin veli olduğunu veya birinin veli olduğunu; ilahî ilhamlara muhatap olduğunu iddia ederek ona uymanın ve her dediğini tereddütsüz kabul etmenin, onunla münazara/tartışmada bulunmanın, kitab ve sünnete itibar etmeden ona teslim olmanın gereğinden bahsederse, şüphesiz ki böyle iddia eden de ve onu kabul eden de büyük bir hataya saplanmış olur ve açık bir sapıklık içindedir. Her kim olursa olsun emri, sözü Kitab ve sahih sünnete arz edilir, uygun olanını kabul etmek, muhalif olanını reddetmek lazımdır.

Veli/evliya kavramının geride kalan tarihi süreç içerisinde kendisine giydirilmiş olan tevhid dışı tüm yakıştırmalardan ve tevhide aykırı anlamlarından arındırılması gerekmektedir. Veli/evliya kavramının Kur’anî bir bakış acısıyla, yeniden ve aslına irca edilerek anlamlandırılması ve pratiğe yansıması sağlanmalıdır.

Peygamberlerin hepsi Allah'ın veli kullarıdır. Onlar Allah'ı razı etmişlerdir. Müminler de Allah'ın veli kullarıdır. Allah inanan ve salih amel işleyen kullarını veli/dost edinmiştir. Müslümanlar da birbirinin velisidirler. Birbirine yardım eden, bağışlayan, malından yediren, koruyan, kollayan güzel insanlardır. İslam inancında; tarikat muhitinde görüldüğü gibi kişilere kutsallık izafe edilerek, hatta onları insanüstü varlıklar gibi algılayıp yüceltilen tipler
icat etmek anlayışına yer yoktur. Kur'an'da net bir şekilde açıklanan e v l i y a'nın diğer insanlardan farkı; beşer tabiatının üzerine çıkması, fevkaladelikler göstermesi veya günahları bağışlaması değil; tevhidi bir inanca sahip olması, kötülüklerden kaçınması ve güzel örnek/usve-i hasene olması, her türlü şirke, zulme, haksızlığa karşı tavır koyan bir erdeme sahip olmasıdır.

İşin özü şu; Kendilerini Allah dostu diye sunan Şeyh, Gavs ve Kutub gibi sıfatlarla tavsif edilen, keşif ve keramet ehli olduğuna inanılan ve kendilerinden şefaat beklenen bu kişiler aslında tanrısal varlıklardır. Bu kişiler kâinatın yönetilmesi, yağmurun yağdırılması gibi aslında Allah’a ait olan bir takım işlerin kendi tasarrufunda olduğunu söyler ve öyle inanılır. Allah yeryüzündeki işlerini bu kimseler eli ile görür. Yani yağmuru bunlar yağdırır, geceyi ve
gündüzü bunlar peşin sıra getirir, insanlara rızıkları bunlar dağıtır ve Hızır’ın başkanlığındaki bir konsülde insanlar için karalar alırlar ve bu kararları uygulamaya koyarlar.

Kulların her işi bu konsülde kararlaştırılıp bunlar aracılığı ile görüldüğü için ve güya insanların Allah’a doğrudan yaklaşması mümkün olmadığından bu kutsal kişilerin aracılığına ihtiyaç vardır. İnsanlar Allah ile ancak bunlar vesilesi ile iletişim kurup, O’na ancak bunlar aracılığı işe yaklaşabilirler. Kendisine Şeyh, Gavs, Kutup denilen bu imtiyazlı ve seçkin Allahın veli kulları, her işi bilir, her şeyi görüp gözetir ve her yere kolları uzanır. Her işin üstesinden geldikleri gibi bunlar için saklı gizli bir şey de yoktur.

Tasavvuf epistemolojisinde velinin/evliyanın bilgiyi keşf veya rüya yolu ile doğrudan/aracısız elde ettiği iddiasından hareketle, bilgiyi/vahyi bir aracı/Cebrail ile alan Nebilerden kendilerini üstün görmesi ve bu kişilerin Allah’a ait bir takım yetkilerle donatıldığı iddiaları Tevhid inancı
ile bağdaşır şeyler değildir. Ayrıca yalnızca Allah’a ait sıfatları bir başka varlığa vermek veya bir başka varlıkta görmek açık şirktir. Bu tür bir inancı tevhid akidesiyle bağdaştırmak asla mümkün değildir.

Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

Selam ile.

Dipnotlar
1. A.Yaşar OCAK, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menkıbeler.
2. Mustafa Öztürk, Karar Gazetesi
3. T.D.V İslam Ansiklopedisi, Dost maddesi, C. IX, s. 511.
4. Arif Çifçi, Veli ve Evliya Terimleri Üzerine, Haksöz Dergisi, Sayı: 2, Şubat-1992.
5. Remzi Kaya, Kur’an-ı Kerim‘de Dost Kavramı, UÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. V, Sayı: 6,
1994
6. Arif Çifçi, a. g. e.
7. Muhammed el Behiy, İnanç ve Amelde Kur’ani Kavramlar, s. 226, Yöneliş
8. Fuad Abdülbaki, Kur’an Kelimelerinin Anahtarı, Timaş Yayınları, s. 563
9. Cengiz Duman, Tahrif Edilmiş Bir Kur’ani Kavram: Veli/ Evliya/ Haksöz Dergisi, Sayı: 230