Toplum olarak bizler islam dinine teslim olmamış, hep dini teslim almış ve son yıllarda da bu teslim almayı muhafazakârlıkla başarmış durumdayız.
Bir zamanlar Beyaz Türklerin islama ve müslümanlara olan hıncı ve düşmanlığından dolayı onların karşısında olmak, değerlere sahip çıkabilmek için karşı safta yer alındı ve adı islamcı oldu karşı duruşun. Gerçek anlamda ise aslında islam için değil, islamdan kültürümüze geçmiş ve gelenekleşmiş değerlerimize sahip çıkmak isteniyordu ama buna isim bulmak kolay olmadığı için en kestirme yol olarak adına islamcı dendi.

Beyaz Türklerin başörtüsü yasağı yüzünden islamdan kültürümüze geçmiş, değerimiz haline gelmiş başörtüsüne sahip çıkılıyordu. Eğer bu karşı duruş islam adına olsaydı veya islami hassasiyet yüzünden olmuş olsaydı bu sadece başörtüsüyle sınırlanamazdı. İşin aslı ise Beyaz Türklerin düşmanlığı sadece başörtüsüne değil, islamın salt kendisineydi ama bu çok kimseyi ne yazıkki ilgilendirmiyordu.

Aradan zaman geçti, gün döndü ve Beyaz Türkler iktidardan ve güç noktalarından alaşağı edildi. Bunların boşalttığı yerlere bir zaman bunların başörtüsü yüzünden karşılarında duran sözde islamcılar geldi ve güç bunların ellerine geçti. Güç ellerine geçtikten sonra daha önce sahip çıktıkları baş örtüsü yasağını kaldırdılar, iş yerlerinde namazlara izin verdiler ama yine de buna rağmen ülkede bir gariplik vardı. Bu gariplik ise ülkeye hala islamın gelmemiş olması, halkta bir düzelme olmaması, hatta aksine sapıklık ve saygısızlığın daha fazla artmasıydı. Serbest kılınan namazlar toplumu dönüştü-re-medi, serbest kalan başörtülüler başlarını örtmeyenlerin yerlerine geldi ama ülke hala islam adına bir kazanım elde edemedi. Camiilerin çoğalması, iş yerlerinde namazların kılınıyor olması ve başörtünün serbestlik kazanması ama islam adına bir kazanım olmaması sadece bunları savunanların içlerinin ne kadar boş olduğunu göstermiş oldu. Önemli olanın islamın insanı ve toplumları dönüştürüp değiştirmesi, inşaa etmesi ve Allah'a teslim olmasını sağlaması olmalıyken, bunların yerine başların modaya göre nasıl örtüleceğinin ve daha ne kadar dikkat çeken birisi olacağının çabaları, rekat sayılarının sayıldığı namazların çoğalması ve mimarisinin göz kamaştırdığı camiilerin açılması önemsendi. Beyaz Türklerin elit ve zengin takımına onlarla lükste ve zulümde yarışabilecek müslümanlar! eklendi. Sonunda islam yine geleneğe, şekle, gösterişe ve muhafazakarlığa teslim oldu ve bu yüzden bizler yine treni kaçırdık.

İslam'da emredilen ibadetler, ritüeller ve kurallar insanı mümin yapmak içindir (Mümin için bkz; Siyerin Gölgesinde 2, Hüseyin Alan). İnsan her ne ibadeti yapıyor olursa olsun eğer mümin olamıyorsa yaptıklarının islam adına bir kıymeti harbiyesi yoktur ve bu yapılanların müsbet karşılığı da olmayacaktır. Toplumun daha fazla muhafazakarlaşması ve bunu islam zannetmesi gün geçtikçe daha da artarken, mümin olmaya çalışanların muhafazakarlara islamı daha fazla anlatmaları gerekmektedir. Toplum gün geçtikçe islamdan daha fazla uzaklaşırken islamın yerine kendi kutsallarını icat etmeye başlaması muhafazakarlığın bir din olarak tek başına ne kadar tehlikeli olduğunu göstermiştir. Muhafazakar insanlar kendi durumlarını islamdan zannetmeleri ama islam ile yaşantılarına yön vermemeleri, islamı gerçek anlamda hayatlarına ve zihinlerine alamamış olmaları sakat bir din anlayışına sürükledi. Nasıl ki hayat boşluğu affetmez ve boş olan yeri, zamanı, düşünceyi doldurursa burada da islamdan doğan boşluğu doldurmuş ve islamın hassasiyetleri, emirleri ve kutsalları yerine, uydurulmuş, icad edilmiş kutsallar, emirler ve yaşam tarzı yerleşmiştir.Yani zamana uyan, zamana teslim olan müslüman! kendisini islamdan soyutlayıp muhafazakarlıkla adlandırmış ve teslim olduğu din de islamı teslim almıştır.

İslam bizim istediğimiz gibi şekle giren, bizim istediklerimizi bize vaaz eden, bizim zengin yani Karun gibi olmamıza vesile olan bir din değildir. İslam salt başın örtülmesi ile hayata hükmedecek bir din de değildir. İslam, kamu malından zengin olan insanlar çıkaran bir din de değildir. İslam başını güzellik için kapatanlara ve bu örtüyü kamudan faydalanma aracı olarak kullananlara izin veren bir din de değildir.

İslam adalet dinidir, bundan dolayıdır ki kamudan kimseyi zengin etmez, bundan dolayıdır ki, asgari ücretle çalıştırdığı işcilerin sırtından bir zümreyi zengin etmez, buna izin de vermez ve bu bizdendir o halde zengin olmak hakkıdır denmesine de izin vermez.

İslam adalet dinidir, bundan dolayı hükmetme yetkisini Allah'tan alınıp insana verilmesine izin vermez, insanların çokluğunun verdiği karar doğrudur demez, çünkü kalabalıklar nasıl yönlendirilirse öyle karar verirler, kaldı ki bir konuda Allah bir şey emretmişse insana söz düşmez.

İslam adalat dinidir, bundan dolayı ne medyadaki pislik yayınlara ne izin verip nesli bozar ne de kontrosüz bir medya oluşturur.

İslam adalet dinidir, bundan dolayı bir tarafta asgari ücretle yaşamaya çalışan milyonlar varken bir tarafta da zenginliğin içinde boğulurcasına yaşayanlar olmasına izin vermez.

İslam adalet dinidir, bundan dolayı dini bozan tarikatların, sakallıların ve bu şeytanların dini bozmalarına ve din adına konuşmalarına da izin vermez.

Peki islam bunlara izin vermiyor ama aksine ülkemiz bunlarla doluysa ülkede yaşanan ve inanılan din nedir? Baştan beridir anlatmaya çalıştığım işte tam da burası, ülkemiz insanın çoğunluğunun inandığı din Muhafazakarlıktır. Muhafazakarlık bu olanlara izin verdiği için toplumda bu olanları içine sindirebiliyor ve tavır koyamıyor.

Bizler, islamı anlamadan, yaptıklarımızı islam adına yapıyor demeye devam ettikçe islam yerine hep başka başka dinlerin müntesibi oluruz. Böyle olunca da toplum hep zulüm üzerine olur ve Allah'ı memnun etmek yerine cebimizi memnun ederiz. Zulüm bugün Beyaz Türklerden çıkar, muhafazakarlara geçer oradan da başkalarının eline geçer ama ne zaman insanlar Allah'ı tanır ve sadece O'nu memnun etmek için yaşayacaklarının sözünü verir mümin olurlarsa işte o zaman islam, o zulümlerin önüne geçer ve onların gücünü yok eder.