Ş a m a n l a r  Türk töresinde yarı ilah gibi kabul edilen; Gök Tanrı ile insanlar arasında iletişimi sağlayan imtiyazlı kimselerdir. Savaşta ve barışta insanların her türlü sıkıntısını gidermesi için şamanlara başvurulurdu. Müslüman olduktan sonran Türkler Şamanlara ait bu sıfatı Baba, Dede lakabıyla anılan kişilere vermişlerdir. Bunlar Allah ile görüşen ermiş kişiler olarak kabul edilmiş, şahsiyetlerine büyük güven duyulmuş ve aşırı hürmet gösterilmiştir.
 
9 ila 12. Yüzyıllar arasında İslamiyet Orta Asya’da yayılırken tekkelerin çoğu, eski Budist manastırlarının yerine yahut yakınlarına inşa edilmiştir. Zamanla bu manastırlar çevresinde gelişen ve manastırın azizine ait menkıbeler de İslamileştirilmiş, bölgenin eski kültürü tekkeye mal edilmek suretiyle de yerli halk ile bir irtibat kurma ve İslamlaştırma imkânı sağlanmıştır!
 
Olayın bir benzeri, Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi serüveninde de meydana gelmiştir. Anadolu’yu fethe çıkan şeyh ve dervişler tekkelerini, ya terk edilmiş Kilislerin yerine ya da henüz faaliyette olan kilise ve manastırların civarına kuruyorlardı. Bundan maksat, orada eski dinin merkeziyle doğrudan karşılaşılarak onların kullandığı vasıtaları aynen kullanıp tesirini zamanla zayıflatıp yerine geçmekti. Nitekim sonuçlar öyle de oldu.
 
Bu şeyh ve dervişler yerleştikleri yerlerde kökü Hıristiyanlık devirlerine çıkan mahalli aziz kültürleriyle karşılaştılar. Bu kültür, keramet hikâyeleri aracılığıyla rahatça İslamileştiriliyor, bu vesileyle bölgedeki Hıristiyan halkın Müslümanlığa ısındırılması sağlanıyordu. Daha sonra da eski kültürlerini bir Türk velisi adına İslamileştirilmiş bir kılıkta sürdürüyorlardı. Mesela Hacı Bektaş’ın 13. yüzyılda Suluca höyükte kurduğu tekke, bu havali Hıristiyanlarının takdis ettiği Saint Charalambus kültürünü İslamileştirerek kendine mal etmiştir. Hacı Bektaş’ın Hıristiyanlarca da kabul görmesinin sebebi budur. Yine aynı yüzyılın ikinci yarısında Balkanlardaki Dodruca bölgesinde bir Türkmen kolonisinin iskânını sağlayan Türkmen başı Sarı Saltuk da aynı şekilde orada eskiden mevcut olan Saint Nikolas kültürüyle özdeşleştirilmiştir.
 
Son olarak Baba İlyas örneği bizi bu konuda aydınlatacak tipik bir misaldir. 14. yüzyılda Elvan Celebi tarafından Saint Georges kültürünün yaygın olduğu eski Eukhalta köyü civarında kurulan tekke, bu geleneğin Baba İlyas’a mal edilmesine yardımcı oldu. Öyle ki tekkede misafir kalan Avrupalı seyyahlar Baba İlyas’ın kim olduğunu öğrenince şaşırıp kalmışlardır. Zira Baba İlyas için anlatılanların, bahsi geçen azizlerin menkıbelerinden farkı yoktu, bu yüzden Baba İlyas ile bu azizlerin arkadaş olduklarını söylemek zorunda kalmışlardır.1
 
Buraya kadar söylediklerimizden anlaşılacağı üzere yerleşik halklar, İslamlaşma serüveninde,
eski kültürlerini tamamen terk etmek yerine, onu özüne dokunmadan muhafaza ederek
sadece İslam boyasına boyamak suretiyle İslamileştirmişlerdir sonucunu çıkartabiliriz.
Nitekim veli kültü de Türklerin eski dinleri olan Şamanizm’deki kişi kültünün (baba-dede) ve
menkıbe (yatır, türbe, ziyaretgâh) anlatısının Tasavvuf marifeti ile kamufle edilip “veli
tipolojisi formunda Müslümanlığa taşınmasından başka bir şey değildir.
 
"Geleneksel dinî yapılarda karizmatik liderin “Allah dostu” olarak kabul edilmesi ve bu yüksek
manevi mertebesinden kaynaklanan birtakım özel güçlere ve imtiyazlara sahip olduğu
düşüncesi hâkimdir. Bu düşünce Allah dostu olarak kabul edilen lider ile Allah arasında zımnî
bir özdeşlik bulunduğu vehmini üretir. Çünkü liderin Allah ile sürekli irtibat hâlinde olduğu
kabul edilir. Dolayısıyla onun görüşleri “Allah'ın sözcülüğü” olarak değerlendirilir. Bu yüzden,
bir dinî cemaatin müntesibi ile o cemaatin lideri arasındaki ilişkiler, Allah'ın sözcüsü veya
temsilcisi ile zavallı kul arasındaki ilişki olarak telakki edilir. İşte bu yüzden geleneksel dinî
gruplarda sorgusuz sualsiz itaat çok temel bir ilkedir. Mutlak itaat ilkesinin gerçek hayat
alanındaki yansıması ise kesin inançlılık psikolojisidir."2
 
Veli/Evliya Kelimesinin Anlamı
 
Din bu değil, hayat bu değil, anlam bu değil, kavram bu değil, diye çoğu kez itiraz ettiğimiz
kavramların başında gelen ve Kur’an’ın omurgasını oluşturan kavramlardan olan v e l i
kavramının anlamı; yönetme, koruma, velisinin öğrencinin sorumluluğunu yüklenmesinde
olduğu gibi sorumluluğu üzerine alma, ayrıca, birine çok yakın olma gibi manalara gelir.
Türkçeye genelde sevilen kimse, sevgili; ahbap, arkadaş anlamlarına gelen ‘dost’ olarak
çevrilmiştir. Çoğulu evliyadır. Veli ve Mevla, Allah’ın isim sıfatlarındandır. Allah mü’minlerin
velisi (5/Maide: 55) ve Mevlasıdır (2/Bakara: 286). “Her halükârda kelime, koruma, gözetme,
işlerini ve sorumluluğunu üzerine alma manasında bir dostluk ifade eden çok anlamlı bir
kavramdır. Kur’an-ı Kerim’de geçen “veli/evliya” kelimesi yer aldığı toplam 87 ayetin 46’sında
Allah’ın insanlara dostluğu, 2 ayette insanların Allah’a dostlukları, 10 ayette insanlarla şeytan
arasındaki dostluk, diğerlerinde ise iyi veya kötüler arasındaki dostluklar için kullanılmıştır.”3
 
“Veli ve aynı kökten türeyen kelime ve kavramlar, Kur'an'da genellikle ne kavramın
Tasavvuf'taki dar manâsıyla, ne de basitçe dost manâsında kullanılır. Tevhid inancıyla çok
yakından alâkalı olan velî mefhumunu Kur'an'daki manâsıyla kavramak için anahtar âyet,
Bakara Sûresi 257'nci âyetidir: "Allah, iman etmiş olanların velîsidir; onları karanlıktan nura
çıkarır. Küfretmiş olanlara gelince, onların velîleri Tağut'tur (Allah'a isyanla başka dinler,
sistemler icat edip, insanları onlara, dolayısıyla kendilerine itaate zorlayan zorba veya
zorbalardır); onları nurdan karanlıklara çıkarırlar..." 4
 
Şirk konusunda en büyük ve en sinsi tehlike, tasavvuftaki evliya kültüdür. Bu inanç
sisteminde Allah’ı inkâr söz konusu olmamakla birlikte, Allah’a ulaşmada ve onunla iletişimde
aracı konumunda yedek ilahlar edinilir. Bu nedenle Kur’an’ın evliya tanımı ile metemorfaza
uğratılan evliya kavramına yüklenen anlama dikkat etmek iktiza eder. Eğer burada yeteri
dikkati göstermezsek ayağımız kayar, aldatılır ve hüsrana uğrarız.
 
İsimlerinden biri de Velî olan Allah(cc), mü'minlerin velîsidir; kâfirlerin velîleri ise
şeytan/tağuttur. Allah'ın mü'minlerin velîsi olması, onları her türlü karanlıktan nura çıkarma,
tağutun kâfirlerin velîleri olmaları ise, onları nurdan karanlıklara iteklemesidir. Allah'ı velî
edinip, başka hiçbir şeyi veya kimseyi velî edinmemek, Tevhid'in gereğidir. Mü'minler
Allah'ın velileridir. Allah inanan kullarının velisi yani dostudur. İnsanın veli olması için
tasavvufa girmesi gerekmeyeceği gibi tıpkı şeytandan uzaklaşır gibi bu şirk dininden de öyle
kaçması gerekir.
 
Mü'minlerin birbirlerini veli edinmeleri, Allah’ın veli edinilmesine benzemez. Mü'minlerin
birbirlerinin velîleri olmalarının manâsı şudur: "Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar,
birbirlerinin velîleridirler; ma'rufu emrederler, münkerden nehyederler; namazı kılarlar, zekâtı
verirler ve Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ederler" (9/Tevbe Sûresi: 71). Yani velî olmak, Allah'ın
Dini'ne sahip çıkmak demektir. Nitekim Kur'an-ı Kerim de, Allah'a, yani O'nun Dini'ne yardım
etmekten söz eder (47/Muhammed Sûresi: 7). Velî olmak, Allah'ın Dini'nin yardımcısı, ensâr
olmak, Allah'ın nurunu insanlara taşımak demektir.
 
Kur’an’daki veli/evliya kelimesinin ıstılahî kullanımında asabe, soy ve kan bağı gibi unsurlar
bir kenara bırakılarak tamamen akidevî özellik ön plana çıkar. “Kur’an-ı Kerim’de veli/evliya
kelimesi aynı kökten türeyen kelimelerle birlikte zikredilmektedir. Bu ayetlerde; Yüce
Allah’ın, Hz. Peygamber’in, mü’minlerin, zalimlerin, kâfirlerin, münafıkların, müşriklerin,
Yahudi ve Hıristiyanların Ehl-i Kitab’ın, şeytan ve putların dostlukları (evliya) haber
verilmektedir.”5 Yani Kur’an, veli/evliya kelimelerini iman ve inkâr açısından değerlendirerek
inanç ekseninde tespitlerde bulunmaktadır.
 
Söz konusu kavramla ilgili 50 kadar ayette Allah ile birlikte bir varlığın veli edinilmesinin yol
açacağı faciaya dikkat çekilir. Bu ayetlerde Allah’ı bırakıp da başka veliler edinmekten söz
edilmez; Allah’a rağmen ve onun astlarından (min dûnillah), veliler edinilmesinden
bahsedilir. İnsanın “veli” edinmesi Allah’ı bırakıp terk etmek suretiyle oluşan bir sapma
değildir. Tam aksine kişinin Allah inancını koruduğu halde Allah’ın yanına yöresine ast ilahlar
tayin etmek suretiyle tevhide halel getiren bir sapmadır.
 
Bir kelime veya kavramın tefsiri yapılırken tevhidî kulvardan çıkarılarak, bağlamından
kopartılıp farklı anlamlar yüklendiği çok görülen bir şeydir. Veli kavramı da Kur’an’da
kullanılan anlamlarının dışında mana kaybına uğrayan ve azgın Tasavvuf dini mensuplarınca
istismar edilen kavramların başında gelir. Söz konusu mana kaybı ve istismarın, kavrama;
tarikat yolculuğunda Allah'ın özel dostluğunu kazanan kişi manası yüklenmesi ile hem
kavramın anlamının sınırlı hale gelmesi, hem de Allah’ın dostluğuna uzanan yolun
Tasavvuftan geçtiği yanlışına yol açmıştır. İncelediğimiz veli/evliya kavramı bu konunun en
önemli örneklerinden biridir. Allah dışında birinin veli edinilmesi şirkin en çirkin olanıdır. Bu
yapılırken de tasavvufta kelimenin çoğulu olan evliya kelimesi kullanılmaktadır. Tasavvuftaki
bu evliya inancı bir tür tanrılar ortaklığıdır. Bu ortaklıkta veli güya insanı Allah’a götürmede
ve onunla diyalog kurmada vasıta/aracı yapılır, gerçekte ise her tür aracı kişiyi Allah’tan
uzaklaştırır. Bizim Allah ile aramız açık değil ki, aracıya ihtiyaç duyalım. O bizim hemen yanı
başımızda ve bize şah damarımızdan yakındır (50/Kaf: 16). Kaldı ki Allah ile arasına aracı
koyan kişi putperesttir.
 
Bir tür metamorfoza uğrayan veli/evliya kavramı İslam toplumlarında ne lügat manası ne de
Kur’an’da kullanıldığı mana ile değil, daha çok bu kelimeye sonradan kazandırılmış/giydirilmiş
manasıyla kullanılmaktadır.6 Kavram süreç içerisinde maruz kaldığı tahrifin etkisiyle Kur’an
esprisine aykırı, hatta tevhid dışı bir kavrama dönüşmüştür.
 
“Veli/evliya kavramının, Kur’an perspektifine uygun anlaşılması için bu kelime ve kavramların
tevhid dışı yamalarından temizlenerek saf haline irca edilmesi ve öyle anlaşılması
gerekmektedir. Kur’an’a göre Allah’ın, evliya/dostları vardır. Aynı zamanda şeytanın da
evliya/dostları vardır. Yine kâfirlerin de evliya/dostları veya düşmanları bulunmaktadır.”7
 
Kendimizi bir anketör yerine koysak ve ortalama hatta tahsilli Müslüman’lara "veli/evliya"
kelimeleri size ne çağrıştırıyor? diye sorsak, alacağımız cevaplar büyük ihtimalle şöyle
olacaktır: "Veli/evliya, Allah'ın dostlarıdır. Bir şeyhe bağlanarak, ona iradesini tamamen
teslim etmiş, uzun bir seyri-sülük sonucunda keşfi açılmış, Allah'a tasarrufunda ortak olmuş
kimselerdir, hatta bunlardan bazıları "himmet ya filan!" diye kendilerini çağırdığımızda gelip
bize yardım eden ermiş kimselerdir. Ahirette de bunlar bize şefaat edeceklerdir. Bu velilerin
kabirleri/türbelerini ziyaret edip onlara adaklar adamak, Kur'an okuyup hediye etmekle
onların şefaatine mazhar olmayı umuyoruz.”
 
Aşağıda meallerini vereceğimiz içerisinde veli/evliya kelimeleri geçen ayetlerin hiç birinde,
böyle sapkın evliya inancını destekleyecek bir anlam bulunmaz. Bu Ayetlerde öne çıkan
hususlar şöyledir: Mü'minlerin velisi Allah'tır, mü'minler birbirinin velisi yani
dostu/sırdaşıdır ve birkaç ayette de mü'minler Allah'ın velisi/dostudurlar deniliyor. Hiç bir
ayette Allah'ı bırakarak ya da Allah'ın yanında "evliya"ya da kulluk edin, onları vesile edinin
Allah'ı ve Onun ayetlerini adam yerine koymayarak, başka varlıkları Allah'a tercih ederek
onları dualarınızda aracı edin, onlardan yardım ve şefaat isteyin denilmez. Yukarıda
özetlenen sapkın veli/evliya anlayışı Kur'an ve sünnete zıttır, hatta yer yer bu anlayış,
Kur'an’da anlatılan müşriklerin tavırlarıyla büyük benzerlikler göstermektedir.
 
İlk müfessirlerden Mukatil bin Süleyman (H. 150) "El-Vucuh ve'n-Nezair" adlı eserinin birinci
bölümünde, Velî/evliya kelimesinin Kur’an’da on farklı anlamda kullanıldığı ayetleri
kategorize ederek bunlara dair tek tek örnekler vermektedir. Bunlar:
 
1. Çocuk, evlat, oğul anlamında: Zekeriyyâ şöyle dua etti: “… Tarafından bana şahsiyetli bir
velî (çocuk) ver (19/Meryem: 5).
 
2. Akrabalığı bulunmayan arkadaş anlamında: “Allah kimi doğru yola koymuşsa o, doğru
yoldadır. Kimi de şaşırtmış ise, ona yol gösterecek veli (yakın bir dost) bulamazsın” (18/Kehf:
17).
 
3. Yakın kimse anlamında: “O gün, hiçbir mevlâ’nın mevlâ’ya (yakının yakınına) bir faydası
olmayacak ve yardım da görmeyeceklerdir (44/Duhân. 41). Onların kendilerine
velîlerden/yakınlarından yardım edecek kimse olmayacaktır (26/Şûrâ: 46). Sizin Allah'tan
başka yakınınız/dostunuz/veliniz ve yardımcınız da yoktur.” (29/Ankebût: 22)
 
4. Rabb anlamında: “De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen
Allah'tan başkasını mı veli/rab edineceğim?” (6/En'âm: 14). “Rabbinizden size indirilene
uyunuz! O'nu bırakıp da başka velilerin/rablerin peşlerinden gitmeyiniz! Ne kadar da az öğüt
alıyorsunuz!” (7/A'râf: 3). “Onlar Allah'ı bırakıp şeytanları kendilerine dost/veli/rab edindiler”
(7/A'râf: 30).
 
5. İlahlar anlamında: “Önlerinde cehennem vardır. Kazandıkları malları, Allah'tan başka
edindikleri dostları/velileri/ilahları, kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar için büyük
bir azap vardır” (45/Câ-siye: 10). “O'ndan başkasını evliya/tanrı edinenler; “Bizi sadece
Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara kulluk ediyoruz” derler (39/Zümer: 3).
 
6. Asabe, yani baba tarafından akraba manasında: “Doğrusu ben, arkamdan iş başına
gelecek olan yakınlarımdan/mevaliden endişe ediyorum” (19/Meryem: 5).
 
7. Kâfirleri velî/dost edinmek manasında: “Allah'ın kendilerine gazabettiği bir topluluğu dost
edinenleri görmedin mi?” (58/Mücâdele: 14). “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları
dost edinmeyiniz. Çünkü onlar sadece birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları vekil
edinirse onlardandır” (5/Mâide: 51).
 
8. Velayet manasında: “Sizin veliniz/dostunuz, ancak Allah'tır, peygamberdir ve Allah'ın
emirlerine boyun eğerek namazı kılıp zekâtı veren, iman edenlerdir” (5/Mâide: 55). “Allah
îmân edenlerin velîsidir/dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır” (2/Bakara: 257).
 
9. Kişiyi kölelikten kurtaran kimse anlamında: “Evlatlıklarınızı öz babalarına nisbet ederek
çağrınız! Allah katında en doğru olan budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu
takdirde onları din kardeşleriniz ve mevaliniz/görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul ediniz"
(33/Ahzâb: 5).
 
10. İttifak yapma anlamında: “Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri veli/dost
edinmeyiniz” (4/Nisâ: 144). “Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri evliya/dostlar
edinmesinler…” (3/Âl-i îmrân: 28).
 
Devam edecek.
 
Selam ile.